İstanbul, son depremin ardından adeta diken üstünde. Şehir, büyük bir felaketi beklerken, bilimsel raporlar korkutucu veriler sunuyor. 2000 yılından bu yana yayımlanan pek çok rapor, megakentin özellikle yumuşak zeminlere inşa edilen kusurlu binalarla dolu olduğunu vurguluyor. 7 büyüklüğünde bir depremde, bu yapıların büyük bir yıkım riski taşıdığı belirtilirken; İstanbul’un en riskli bölgeleri arasında Avcılar, Beylikdüzü, Haramidere ve Büyükçekmece öne çıkıyor. Bu bölgelerdeki zemin özelliklerinin, deprem sırasında büyük hasarlara yol açabileceğinin altı çiziliyor. Ancak risk sadece bu bölgelerle de sınırlı değil. Yenikapı, Maltepe, Zeytinburnu, Kağıthane, Alibeyköy ve Haliç gibi dolgu alanları da, zemin sıvılaşması ve kayma tehlikesi nedeniyle ciddi riskler taşıyor. Kenti bekleyen tehlikeyi anlamak için, İstanbul'un röntgenine bakmak gerekiyor.

Özellikle 1980 öncesi binaların deprem yönetmeliklerine uygun olmaması, riskin boyutunu artırıyor. Gündüz saatlerinde İstanbul’un anlık nüfusu 16 milyona yaklaşırken, gece bu sayı yaklaşık 15 milyon civarında seyrediyor. Ancak birçok uzman yabancı ve turistlerle birlikte bu sayının 20 milyonu geçtiği görüşünde.

AĞIR HASARLI 48 BİN BİNA İstanbul'da toplamda yaklaşık 1 milyon 166 bin bina bulunurken, bu binaların yaklaşık yüzde 70'i, yani 817 bin bina, 2000 yılı ve öncesinde inşa edildi. Megakentteki mevcut binalarda yaklaşık 4.5 milyon daire bulunurken, her dairede ortalama 3.3 kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. Yapılan modellemelere göre, İstanbul'da 7.5 büyüklüğündeki bir depremde 194 bin bina orta ve üst düzeyde hasar alacak; 48 bin binada ise ağır ve çok ağır hasar oluşacak.

YÜZDE 30 KAPANACAK Raporlardan yansıyan dikkat çeken bulgulardan biri de yapıların yaş dağılımı. İstanbul'da 255 bin binanın 1980 öncesi, 538 bin 800 binanın 1980-2000 yılları arasında, 376 bin binanın da 2000-2019 arasında inşa edildiği vurgulanıyor. Megakentte olası bir büyük depremde; 463 içme suyu noktası, 1045 atık su noktası ve 355 doğalgaz noktası zarar göreceği öngörülüyor. Hazırlanan senaryoya göre 7.5 büyüklüğünde bir depremde kentteki yolların yüzde 30'u da kapanacak. Tüm bu senaryonun gerçekleşmesi durumunda ise ekonomik fatura yaklaşık 120 milyar TL'yi aşacak.

ESKİ DERE YATAKLARI İBB Deprem ve Zemin İnceleme Müdürlüğü tarafından hazırlanan “İstanbul İl Alanının Jeolojisi” raporunda ise kentin jeolojik yapısı tüm detayları ile ele alınıyor. 1994 yılında başlatılan ve 2011 yılında tamamlanan 1/5.000 ölçekli 1088 adet paftadan oluşan kapsamlı jeoloji haritası, İstanbul’un 5 bin 366 km'lik alanını kapsıyor. Deprem Uzmanı Prof. Dr. Ziyadin Çakır'ın InSAR uydu verileriyle yaptığı analizlerin yer aldığı raporda, özellikle Haramidere, Ayamama Deresi, Kurbağalıdere (Kadıköy), Çırpıcı Deresi (Zeytinburnu), Kağıthane, Alibeyköy, Yenikapı, Maltepe ve diğer dolgu alanlarının riskli zeminler olduğunun altı çiziliyor.

SIVILAŞMA RİSKLİ YERLER Raporda Prof. Dr. Şener Üşümezsoy'un tespitlerine de atıf yapılırken, Avcılar, Küçükçekmece, Bakırköy, Bağcılar, Esenler ve Topkapı gibi bölgelerdeki Miyosen dönemine ait fosil tabakaların, depreme karşı en zayıf zeminler olduğu belirtiliyor. Raporda, "İstanbul'da deniz doldurularak kazanılan alanlar, zemin güvenliği açısından risk taşımaktadır" görüşleri sıralanıyor.

Raporda, "Tuzla ve Gebze arasındaki bölgelerde yer alan önemli fay hatları ve bu hatların potansiyel deprem riski üzerine detaylı analizler bulunmaktadır. Bu bölgelerdeki yerleşim alanları ve altyapı projeleri, dikkatle izlenmesi gereken alanlar olarak belirlenmiştir" ifadesi yer alıyor.

HANGİ İLÇELER RİSKLİ? Zeytinburnu ve Maltepe gibi dolgu alanların yüksek riskli olduğu belirtilirken, şu uyarı ve saptamalarda dikkat çekiyor: "Bu bölgelerde yapılan incelemeler, zemin yapısının oldukça zayıf olduğunu ve depremler sırasında ciddi yapısal hasarlar yaşanabileceğini göstermektedir." Tuzla, Kartal ve Pendik dolgu alanlarında yapılan araştırmalar, deniz dolgularının zemin güvenliği açısından tehlikeler barındırdığını göstermektedir. Dolgu alanlarının üzerindeki yapılar, depreme karşı daha savunmasızdır ve yer altı su seviyesindeki değişiklikler, zeminin sıvılaşmasına neden olabilir.