Modern folk sahnesinin nevi şahsına münhasır isimlerinden biri, söz yazarı, şarkıcı, ressam Marissa Nadler, Ağustos’ta yayınladığı “New Radiations” albümünde yeniden doğuşun, dönüşümün ve kabullenişin hikâyesini anlatıyor. Zamanın içinde kaybolmak değil, onunla birlikte var olmayı seçtiğini söyleyen Nadler, 14-15 Kasım’da, %100 Müzik katkılarıyla gerçekleşecek olan MIX Festival kapsamında yeniden İstanbul’da.

İlk albümü “Ballads of Living and Dying”in üzerinden 20 yıl geçti ama ABD’li müzisyen Marissa Nadler hâlâ aynı kadifemsi melankoliyle söylüyor şarkılarını. Zamana meydan okuyan sesi, resim eğitiminin getirdiği görsel duyarlılıkla birleşerek her albümünde yeni bir dünya kuruyor. The New Yorker’ın yazdığı gibi, “Nadler’ın hayaletsi şarkılarının tadını çıkarmak, gizem ve ihtişamla dolu karanlık bir dünyaya adım atmaktır…”

AllMusic’in, “Trajediyi kendinden uzak tutmayı reddeden destansı, dokunaklı şarkılarını” övdüğü müzisyenin, yeni albümü “New Radiations”, bugüne dek yaptığı en içe dönük ve kişisel işlerinden biri. Nadler, “Bir tür yeniden uyanış” diye tanımlıyor bu süreci. Ev stüdyosunda kaydettiği albüm hem kaybın hem kabullenişin yankılarını taşıyor; batı rüzgârlarıyla örülmüş, karanlık ama umutlu bir atmosfer yaratıyor.

“Geçmişin yasını tutmakla ilgili” dediği bu süreçte, Pablo Neruda’ya olan sevgisinden zaman kavramına, Joni Mitchell etkisinden “mükemmel şarkı” arayışına kadar uzanan bir söyleşi gerçekleştirdi.

Albüm, kişisel hayatında bir dönemi kapatıp yeni bir şehre taşınmak, yeni bir ilişkiye geçmek ve geçmişin yasını tutmakla ilgili. Şarkılar, kadın karakterlerin bağımsızlık ve güçlenmeye odaklanmasıyla dikkat çekiyor. Nadler, bu albümdeki atmosferi Milky Burgess’in enstrümanlarıyla birlikte yarattığını ve prodüktörlüğünü üstlendiğini belirtiyor.

“New Radiations”ın ilk açılış şarkısı “It Hits Harder” ise bir ilişkinin sonunu dağlara doğru bir uçak yolculuğuna dönüştürüyor. Nadler, müzik yolculuğunun 2004’ten 2025’e kadar nasıl evrildiğini düşünürken, şarkı yazmanın kendisi için hala çok değerli olduğunu vurguluyor.

Zaman kavramının müziğinde çözüldüğünü ifade eden Nadler, geçmişe bakış merceğinden ilginç konular yazmayı sevdiğini belirtiyor. İleriye dönük müzik ve dünya hakkında öngörülerinin belirsiz olduğunu ifade ediyor.

Son olarak, İstanbul’a ilk gelişinden bu yana geçen süre içinde kendisini daha tutkulu bir sanatçı olarak tanımlarken, dinleyicilere bir konser deneyimi sunmak için sabırsızlandığını dile getiriyor.