Liat Zvi, Tel Aviv'deki dairesinin patlamada sökülmüş pencereleri ve çatlamış duvarlarının yanında duruyor ve pek çok İsraillinin hissettiğini söylediği bıkkınlığı dile getiriyor. "İnsanı gerçekten çökertiyor… iki buçuk yıldır devam eden savaş halinin bir başka bölümü gibi geliyor" diye iç çekiyor. Yaşadığı mahalle, Tahran'ın altı hafta önce ABD ve İsrail saldırıları karşısında düzenlediği misillemelerde hedef aldığı pek çok noktadan biri. İran'a ait bir füze, İsrail'in çok katmanlı hava savunmasını aşarak bir konut binasına çarptı ve 32 yaşındaki Filipinli bakıcı Mary Anne Velasquez de Vera'nın ölümüne yol açtı. Bu, İran'la savaş sırasında İsrail'de yaşanan ilk can kaybıydı. Şimdi, diğer pek çok İsrailli gibi Zvi de bu çatışmanın ülkesine gerçekte ne kazandırdığını sorguluyor ve bundan sonra ne olacağını düşünmekte zorlandığını söylüyor. "İleriyi düşünmek bana fazla geliyor; gerçekten çok zor."
Kudüs Hebrew Üniversitesi tarafından yapılan yeni bir kamuoyu yoklaması, İsrailliler arasında savaştan yorgunluk yaşandığına işaret ediyor. Ancak aynı zamanda, halkın üçte ikisinin Washington ile Tahran arasındaki mevcut temkinli ateşkese karşı çıktığını da gösteriyor. Anketin sonuçlarına göre, katılımcıların büyük çoğunluğu, son ABD ve İsrail bombardımanının ne İran'ı ne de Lübnan'daki Hizbullah'ı ciddi biçimde zayıflattığına inandıklarını ifade etti. Katılımcıların üçte biri, mevcut duygularını tanımlamaları istendiğinde "umutsuzluk" kelimesini seçti; bunu "şaşkınlık" ve "öfke" izledi. "Umut" dördüncü sıradaydı.
Başbakan Binyamin Netanyahu, savaşın başında İran'ın nükleer silah geliştirme kapasitesini ortadan kaldırmayı, balistik füze kabiliyetini yok etmeyi ve rejim değişikliğini sağlamayı üç hedef olarak sıralamıştı. O tarihten bu yana "devasa başarılardan" söz etti, ancak muhalefet partileri, başbakanın savaş hedeflerinden hiçbirini hayata geçiremediğini söylüyor.
Askeri eylemin başarısına dair derin şüpheye rağmen anketler kamuoyunun İsrail'in İran'a saldırmaya devam edip etmemesi konusunda bölündüğünü gösteriyor. Katılımcıların yaklaşık % 39,5'i Tahran'a yönelik saldırıların sürmesi gerektiğini söylerken, % 41,4'ü ateşkese saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti.
Tel Aviv'deki evinde görüştüğümüz Liat Zvi, "Eğer İran'ın vekillerini [İran destekli silahlı grupları] finanse etmeyi engelleyemeyeceksek, o zaman [ateşkes] hiçbir işe yaramıyor" diyor. "Müzakere masasına olabildiğince güçlü şekilde gelmeniz gerekir" diye ekliyor. Kudüs Hebrew Üniversitesi'nin anketi, İsraillilerin çoğunun Lübnan'ın İran ile yapılan bir ateşkese dahil edilmemesi gerektiği görüşünde olduğunu ortaya koyuyor.
İsrail, ABD'nin desteğiyle, Hizbullah'la mücadelenin tamamen ayrı bir savaş olduğunu ve kuzey sınırındaki tehdidin ortadan kaldırılması gerektiğini savunuyor. 21 Nisan'da Washington'da, Lübnan ile İsrail arasında elçiler düzeyinde doğrudan görüşmeler yapılması planlanıyor.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, 8 Nisan'da düzenlenen hava saldırılarında – üçte biri kadın ve çocuk olmak üzere – 350'den fazla kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Bakanlık, 2 Mart'ta Hizbullah'ın İsrail'e saldırmasının ardından çatışmaların yeniden başlamasından bu yana İsrail hava saldırılarıyla 2.000'den fazla kişinin öldürüldüğünü söylüyor.
İsrailliler Ekim sonunda parlamento seçimlerinde oy kullanacak ve bazı anketler, Tahran'la yaşanan çatışmanın ele alınış biçimi nedeniyle Netanyahu'nun popülaritesinin darbe aldığını öne sürüyor. Ancak önümüzdeki altı ay içinde yaşanabilecek bir olayı hesaplamak zor; zira son haftalardaki çalkantılı gelişmeler bölgeyi çok hızlı biçimde istikrarsızlaştırdı ve çok daha büyük bir öngörülemezliği beraberinde getirdi.





