24 Ekim 1975'te İzlandalı kadınlar hiçbir şey yapmayarak devrimsel bir şey yaptı: O gün ülkedeki kadınların %90'ı iş bırakma ya da mutfaktan sokağa çıkma kararı alarak bir "kadın grevi" düzenledi. Kadınların işgücündeki dezavantajlı konumunu protesto ediyor, onların emeği olmadan ülkenin işlemeyeceğini gösteriyorlardı. Bundan beş yıl sonra ülke ilk kadın devlet başkanını seçecekti. Bugünse devlet başkanı, başbakan ve koalisyon hükümetindeki partilerin liderlerinin tamamı kadın.
Dünya Ekonomik Forumu'nun her yıl hazırladığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'ne göre cinsiyet uçurumunu en iyi kapatan ülke İzlanda. 16 yıldır listenin başında yer alıyor. 2025 raporuna göre hala hiçbir ülke tam anlamıyla cinsiyet eşitliğine ulaşmış değil ancak İzlanda eşitsizliği %92,6 oranında kapatmış durumda. 148 ülke içinde 135. olan Türkiye'de bu oran %63,3.
Halen yürürlükteki yasalarla şirketlerin ve kamu kurumlarının, benzer işler için kadınlarla erkeklere farklı ücret ödemediklerini kanıtlama zorunluluğu var. Yirmi beş ve daha fazla çalışanı olan işletmeler eşit ücret standardı sertifikası alamazsa yaptırımlarla karşılaşabiliyor.
1980'de dünya çapında demokratik bir halk oylamasıyla seçilen ilk kadın devlet başkanı olan Vigdis Finnbogadóttir ülkenin en büyük gurur kaynaklarından olmayı sürdürüyor. Bekar bir anne olarak seçildiği devlet başkanlığında 16 yıl boyunca kalan Vigdis (İzlandalılar pozisyonu fark etmeksizin herkese ilk adıyla sesleniyor) öncü bir kahraman olarak anılıyor. Vigdis döneminde bir nesil "devlet başkanı kadın olur" algısıyla büyümüş.
2009'da dünyanın ilk açık lezbiyen başbakanı da İzlanda'dan Jóhanna Sigurdardóttir oldu. Bugün siyaset dünyasının zirvesinin yanı sıra İzlanda'da en büyük dini grup olan Luteran Ulusal Kilise'nin Piskoposu, emniyet müdürü gibi etkili pozisyonlarda da kadınlar var. Parlamentonun %46'sına denk gelen 29 üyesi kadın. İzlanda bu verilerle bugün dünyanın en feminist ülkesi ya da kadın olmak için en iyi ülke diye anılıyor.
İzlanda'nın cinsiyet eşitliğinde bu noktaya nasıl geldiğini kamu yayıncısı Ruv'da program yapan Thora Tómasdóttir ile konuşuyoruz. Thora'nın annesi Gudrun Jónsdóttir, 24 Ekim 1975 eylemini organize edenler arasındaymış. Yaklaşık 30 yıldır gazetecilik yapan Thora, "Bizim toplulumuzu bu hale taşıyan birçok faktör var. Ben gazeteciliğe başladığımdan beri toplumda devasa bir değişime tanık oldum" diyor.
Cinsiyet eşitliği mücadelesinin bundan çok önce başladığını vurgulayan Thora önemli bir dönüm noktasından söz ediyor: "Vigdis'in başkan seçilmesi benden önceki nesil için oyunun kurallarını değiştiren bir andı. Çok ilginç, güçlü bir rol modeliydi, her şeyi sarstı. Onun dışında da eşit bir toplum için sesini çıkaran kadın rol modellerimiz, politikacılarımız oldu."
Thora ayrıca bugün "stereotipik normların" dışında kabul edilen gruplara yönelik saldırıların olduğunu, eşcinseller, translar, ten rengi farklı olanların hakları için de mücadele edilmesine ihtiyaç olduğunu vurguluyor. "İzlanda'da bugün odaklanmamız gereken yalnızca beyaz kadınlar değil, başka gruplar için de endişe duymalıyız" diyor.
Bugün cinsiyet eşitliği mücadelesi kadın-erkek ekseninin ötesine taşınıyor. Geçen yıl gösterinin 50. yıldönümünü organize edenler "24 Ekim 2025 günü, kadınlar ve ikili cinsiyet sistemine uymayan kişiler, tıpkı 1975'te İzlanda'daki kadınların yaptığı gibi, tüm gün boyunca hem ücretli hem de ücretsiz işlerini bırakmaya teşvik ediliyor" diyordu.
1975 yılında Birleşmiş Milletler Günü olan 24 Ekim'de ülkeyi sarsan bir eylem düzenleyen kadınlar bugün İzlanda'yı cinsiyet eşitliğinde örnek ülke haline getiren kazanımların fitilini ateşlemişti. Bu tarihi günün 2023'teki yıldönümünde yapılan gösterilere ülke nüfusunun dörtte birine denk gelen yaklaşık 100 bin kişi katıldı.



