Marmaris ilçesinde yaşayan 47 yaşındaki Mehmet Övet, çocukluğundan bu yana geçirdiği sayısız kaza ve talihsiz olaylarla çevresinde “Kedi gibi 9 canlı adam” olarak tanınıyor. Kafatasındaki ezikler, göğüs kafesindeki darbeler ve kasıklarındaki 5 domdom kurşununa rağmen yaşam mücadelesinden vazgeçmeyen Övet, kendisini “talihsiz” değil “şanslı” olarak görüyor.
İki kız babası Mehmet Övet, ölümle ilk kez 7 yaşında karşılaştığını anlatıyor: “7-8 yaşlarındaydım. Yat Limanı’nda Rodos’tan gelen gemilerin altına dalardık. 9 metre derinlikte midye kabukları vücudumu kesti, kalbim durdu. Vatandaşlar beni kurtardı, oradaki doktor kalbimi yeniden çalıştırdı. Ben de o şokla oradan kaçtım.”
Aynı yaşlarda, evlerinin korkulukları olmayan terasında oynarken dengesini kaybedip kafa üstü yere çakıldı. Yoğun bakımda 4 gün sonra gözlerini açtı.
İlkokuldan sonra bir elektrik firmasında işe başlayan Övet, 1991’de asansör tamiri sırasında elektrik akımına kapıldı. “Öldüm sandılar, sonra hareket edince hepsi korkup kaçtı” diyerek o anları anlattı. İyileştikten sonra elektronik sektöründe eğitim aldı. Ancak bir apartmanda çanak anten takarken 9 metreden beton zemine düştü.
11 ay sonra yine anten montajı sırasında çürük korkuluk kırıldı, 3 katlı apartmandan önce tente üzerine, ardından kaldırıma kafa üstü çakıldı.
İş ve trafik kazaları yetmedi; 2008’de bir köfteci tartışması sırasında pompalı tüfekle vuruldu. Vücuduna 15 domdom kurşunu isabet etti. 60 gün yoğun bakımda kaldı, 10 kurşun çıkarıldı, 5’i hâlâ vücudunda.
2014’te motosikletiyle evine dönerken lüks bir minibüs çarptı. Akciğer hasarı, kırıklar, beyin ödemi ve bağırsak ameliyatı geçirdi. 78 gün yoğun bakımda kaldı, yüzde 79 engelli raporu ile malulen emekli oldu.
Kazalar sonrası işini ve sağlığını kaybeden Övet, sahilde mısır tezgâhı açtı. Ancak talihsizlikler bitmedi; motosikletiyle azmağa uçtu, son olarak bir motor çarpmasıyla koluna 8 dikiş atıldı. Çevresindekilerin “Hâlâ ölmedin mi?” diye takıldığını söyleyen Övet, şu sözlerle hayata bakışını özetliyor: “Yaşadıklarımı talihsizlik değil şans olarak görüyorum. Hâlâ hayattayım, demek ki nasibimizde yiyecek ekmeğimiz var.”




