1. gün Saraçhane eylemleri: Hapse girip çıkan gençler anlatıyor

Mart ayında Saraçhane eylemlerine katılan Ayberk, Mehmet ve Yusuf adlı üç genç aylar sonra yeniden Saraçhane Parkı'nda bir aradalar. Ayberk'in elinde büyük bir Türk bayrağı, Yusuf'un elinde ise bir Mustafa Kemal Atatürk resmi var. Çevrelerindeki gençler onları alkışlıyor.

Anlattıklarına göre daha önce birbirlerini tanımayan bu gençler, cezaevinde arkadaş olmuşlar. Zira üçü de Mart ayındaki eylemlerde tutuklanmış ve yolları Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde kesişmiş. Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğunun 100. gününde on binlerce kişi Saraçhane'de toplandı, gözaltılar var.

Ayberk ve Yusuf, üniversite öğrencisi olduklarını, Mehmet ise yeni mezun olduğunu anlatıyor. Onlar, Mart ayındaki Saraçhane eylemlerinde gözaltına alınıp tutuklanan onlarca gençten üçü. Haklarında cumhurbaşkanına hakaret ya da toplantı ve gösteri yasasına muhalefet gibi suçlamalarla açılan davaların sürdüğü gençler, cezaevi günlerini gülümseyerek anlatıyorlar.

Ayberk, "Koğuşta her yere Atatürk portreleri, Türk bayrakları astık. Motivasyonumuzu yüksek tuttuk" diyor. Yusuf ise, "Atatürk'ün gençleri olarak" koğuşta kendi içlerinde bir düzen kurduklarını anlatıyor: "Bulaşıkları kimin yıkayacağından sabah herkesi kimin uyandıracağına dair bir düzen oluşturduk."

Cezaevinde morallerinin bozulmadığını, dayanışma duygusuyla bu dönemi atlattıklarını aktarıyorlar. Aralarında farklı siyasi görüşlerden kişiler bulunduğunu ve bunun bir sorun yaratmadığını da belirtiyorlar. "İdeolojilerimiz farklı da olsa hukuk ve adalet için aynı çatı altında toplanabildiğimizi gördük ve bu birlik ve beraberliği cezaevinde de sürdürdük" diyor Ayberk.

Hepsi de hapise girmenin eylemlere katılma konusunda görüşlerini değiştirmediğini anlatıyor. Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığı görevinden uzaklaştırılma ve hapse atılma sürecinde Mart ayında düzenlenen eylemlerin merkezi olan Saraçhane, birçok genç için bir mücadele sembolüne dönüşmüş durumda.

Bugünden bakınca ne istiyorsunuz? Hapse girmenize rağmen sizi buraya getiren ne? diye sorulduğunda, benzer vurgularla cevap veriyorlar. Sık sık, cumhuriyet vurgusu yapıyorlar. Ayberk, "Adaletin herkese eşit bir şekilde işlediği bir düzen istiyoruz. Gelecek kaygılarımızdan kurtulduğumuz; kız kardeşlerimizin, annelerimizin, arkadaşlarımızın sokağa rahat çıkabildiği, suçluların sokakta gezip daha fazla suç işlemediği bir ülke istiyoruz" sözleriyle anlatıyor.

Yusuf en önemli taleplerinin "Hukuk, adalet" olduğunu belirtip ekliyor: "Bu ülkeye Atatürk gibi vizyoner insanlar geldi ve çok büyük bedeller ödedi. Biz yirmi gün yatarız, bir ay yatarız, altı ay yatarız, bir yıl yatarız. Biz bir davayı takip eden insanlarız. Bir idealimiz var. Bu idealini gerçekleştirene kadar her riski de alacağız. O yüzden buradayız olmaya da devam edeceğiz" diyor.

Mehmet de hayalindeki ülkeyi şu sözlerle anlatıyor: "Biz fikirlerin daha özgürce ifade edilebildiği bir ülke ve Atatürk'ün hayali olan muasır medeniyetler seviyesine ulaşmış bir ülke istiyoruz. Bunun için uğraşıyoruz. Bunun için gerekirse yatarız. Mustafa Kemal Atatürk de hapis yattı, korkmadı boynunda idam fermanıyla cumhuriyet kurdu."

Ayberk, Mehmet ve Yusuf gibi gençlerin içinde yer aldığı on binlerce kişi aylar sonra yeniden 1 Temmuz'da Saraçhane Meydanı'nda bir araya geldi. CHP, İmamoğlu'nun tutuklanmasının yüzüncü gününde "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitingi düzenledi. Bu seferki miting; üniversitelerin kapandığı, bir önceki akşam Beyoğlu'nda Leman dergisine karşı gergin bir eylemin düzenlendiği, sabahında İzmir'de CHP'lilere yönelik bir operasyonun gerçekleştirildiği bir günde yapıldı.

Polisin önlemleri bu kez çok daha yoğundu ve bu sefer birçok noktaya bariyerler konmuştu. Alana girişlerde üst araması yapıldı. Ekrem İmamoğlu'nun mesajı katılımcılardan büyük alkış aldı. Mitingde konuşmalar bittikten sonra dağılmayan gençlere polis müdahale etti. Yer yer biber gazı kullandı. Bir grup genç gözaltına alındı. CHP'li bazı milletvekilleri ise gözaltılara engel olmaya çalıştı. Polisin bütün gençleri alandan çıkartması kısa sürmedi.

Konuştuğumuz bir arama kurtarma gönüllüsü genç şöyle diyordu: "Saraçhane'yi özlemişiz valla."