2027 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, 16 Ekim 2026’da kamuoyuna sunuldu. 2027 bütçe teklifi, seçimden önceki son tam yılın bütçe teklifi olması nedeniyle ayrıca önemli. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz sunumunda bütçeyi “dayanıklılık, refah ve dönüşüm” bütçesi olarak tanımladı ve mali disiplinden taviz vermediklerini söyledi.
2027 Bütçe Teklifi: Sosyal Devletten Faiz Devletine!

Miktarlar çok büyük: 2026 için yaklaşık 19 trilyon lira olarak kabul edilen bütçe harcamaları 2027’de 27,3 trilyon liraya çıkıyor. Artış yaklaşık yüzde 44. Bu dikkat çekici: Harcama artışı, 2027 için ilan edilen yüzde 21’lik yılsonu enflasyon hedefinin iki katından fazla. Ama bir bütçenin kimin bütçesi olduğunu toplam miktar değil, paranın nereye harcandığı gösterir. Bunu görmenin en açık yolu bazı kalemleri yan yana koymaktır. Örneğin faizin payını, emekli aylıkları ve sigortalıların sağlığı için bütçeye konan ödeneklerin payıyla karşılaştırmak iyi bir fikir verir. Aynı şekilde eğitim, sağlık, sosyal yardım ve istihdam yaratılması için ayrılan kaynaklar da bütçenin niteliğini gösterir. 2027 Yılı Bütçe Gerekçesi ile Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın verileri bu karşılaştırmayı yapmaya imkân veriyor. Tablo açık: Yılmaz’ın iddiasının tersine bütçe teklifi bir refah bütçesinden çok faiz bütçesidir.
FAİZ ŞAMPİYONU!
2027’de bütçe teklifinde faiz ödemeleri için 3 trilyon 975 milyar lira ödenek ayrılıyor. Bu miktar bütçe harcamalarının yüzde 14,6’sına karşılık geliyor. Bu ödeneğin bütçe gerçekleşmesi sırasında artması çok muhtemel. Çünkü son dört yılda hep böyle oldu. 2026 bütçesinde bu miktar 2 trilyon 742 milyar liraydı. Artış yüzde 45 ile bütçe ortalamasının üzerinde. Ayda 331, günde yaklaşık 10,9 milyar lira faiz ödenecek. Faiz ödemesi, temel eğitim, ortaöğretim ve yükseköğretim programlarının toplamından (2,91 trilyon) yüzde 36 fazla, tedavi edici ve koruyucu sağlık programlarının toplamının (2,13 trilyon) neredeyse iki katı. Yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma programının (833 milyar) ise neredeyse beş katı.
Bütçe teklifinin gelir tablosuna da bakmak lazım. 2027’de 19,9 trilyon lira vergi toplanması bekleniyor. Bunun 5,7 trilyonu KDV’den, 3,3 trilyonu ÖTV’den, 5,5 trilyonu gelir vergisinden gelecek. Kurumlar vergisinden beklenen gelir ise yalnızca 2,2 trilyon. Dolaylı vergilerin geliri ne olursa olsun herkesten aynı oranda alındığı, gelir vergisinin büyük bölümünün de ücretlerden kaynakta kesildiği düşünüldüğünde, bütçenin gelir tarafının yükünü ağırlıkla emekçiler taşıyor. Dolayısıyla bütçe vergi toplama tarafıyla sosyal adalete hizmet etmediği gibi, harcama tarafında da en büyük pay faiz geliri elde eden, sayıca küçük ve varlıklı finansal kesime gidiyor. Bütçe, gelirin emekten sermayeye doğru yeniden dağıtıldığı bir kanala dönüşüyor.
Durum karşılaştırmalı olarak da çok dikkat çekici. Türkiye’de genel devletin faiz yükü 2025’te milli gelirin yüzde 3,4’üydü, 2027’de yüzde 3,7’ye çıkacak. Eurostat verilerine göre AB-27 ortalaması ise yüzde 1,9’dur. Türkiye’nin faiz yükü AB ortalamasının neredeyse iki katı. Oysa Türkiye’nin AB tanımlı borç stoku milli gelirin yaklaşık yüzde 22’si iken AB-27’de bu oran 2025 sonunda yaklaşık yüzde 82. Yani AB ülkelerinin borç yükü Türkiye’nin neredeyse dört katı ama AB ülkeleri neredeyse Türkiye’nin yarısı oranında faiz ödüyor. Türkiye devletin ödediği faiz oranı açısından Avrupa şampiyonu sayılır.
FAİZ İLE SOSYAL GÜVENLİK MAKASI AÇILIYOR
2022’de faiz ile sosyal güvenlik program harcamaları başa baştı: Faiz bütçenin yüzde 10,6’sı, sosyal güvenlik yüzde 10,3’üydü. 2023’te sosyal güvenlik öne geçti: Bütçedeki payı yüzde 11,2’ye çıktı, faiz yüzde 10,2’de kaldı. 2023’teki bu sınırlı artışın (0,9 puan) arkasında büyük ölçüde EYT var. Yani hakkında kıyametler koparılan EYT’nin bütçe payına etkisi 1 puanı bile bulmadı.
2024’te tablo tersine döndü. O yıldan sonra faiz her yıl sosyal güvenliğin önüne biraz daha geçti. Faiz 2024’te yüzde 88, 2025’te yüzde 62 artarken Sosyal Güvenlik programı yüzde 50 ve yüzde 40 arttı. Faizin bütçedeki payı 2025’te yüzde 14’e fırlarken sosyal güvenliğinki yüzde 10,5’te kaldı. 2026 bütçesinde faizin payı yüzde 14,4’e çıkarken sosyal güvenliğin payı yüzde 9,9’a düşürüldü. İki kalem arasındaki fark 2024’te 166 milyar liraydı, 2025’te 514 milyara, 2026 bütçesinde 870 milyar oldu. 2027’de 1 trilyon 88 milyar liraya çıkıyor.
GSYH’ye oran, bu karşıtlığı daha da net gösteriyor. 2022’den 2027’ye faiz ödemeleri GSYH’nin yüzde 2’sinden yüzde 3,6’sına yükseliyor; artış 1,6 puan. Aynı dönemde sosyal güvenlik programı yüzde 2’den yüzde 2,6’ya çıkıyor. Artış sadece 0,6 puan. Kısacası bu dönemde faizin milli gelire oranı sosyal güvenliğinkinden çok daha fazla arttı.
Sosyal güvenlik program harcamaları 2027’de yüzde 54,2 artışla 1 trilyon 872 milyardan 2 trilyon 887 milyar liraya çıkıyor ve bu artış bütçe ortalamasının üzerinde. Ancak bu artışa rağmen sosyal güvenliğin bütçedeki payı (yüzde 10,6) da milli gelire oranı (yüzde 2,6) da 2023 düzeyinin altında. Faizdeki mutlak artış (1 trilyon 233 milyar) ise sosyal güvenlikteki artıştan (1 trilyon 15 milyar) yine büyük.
Bu noktada bir uyarı şart: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) bütçesi 2026’da 447,9 milyar lirayken 2027 teklifinde 2.395,8 milyar liraya çıkıyor. Artış 1,95 trilyon lira, yani yüzde 434,9. Bu artış bazı yanıltıcı çıkarımlara yol açıyor. Ancak bu artışın büyük bölümü gerçek bir harcama artışı değil, kurumsal bir yeniden sınıflandırma. Temmuz ayında yasayla kaldırılan düzenli devlet katkısı SGK’nin açığının kapanması şeklinde ÇSGB yoluyla yapılacak. Yani sosyal güvenlik için yepyeni bir kaynak söz konusu değil.
SOSYAL REFAH HARCAMALARI GERİDE
Öte yandan Yılmaz’ın faizin payının 2002’den bu yana düştüğüne ilişkin kıyası doğru ama yanıltıcı. Güncel yönelimi anlamak için son 10 yıla bakmak daha anlamlı. Faizin bütçe içindeki payı 2016’da yüzde 8,6, 2017’de yüzde 8,4’tü; 2027’de yüzde 14,6 olacak. 2023’te 675 milyar lira olan faiz ödemesi dört yılda altı kata yaklaşıyor. Düşük borç stoku bir avantaj olarak sunuluyor. Oysa borç düşükken faiz yükünün bu denli ağırlaşması, büyük ölçüde yüksek faiz politikasının sonucu. Düşük borç ile yüksek faiz bir araya gelince bütçe, faiz geliri elde edenlere düzenli kaynak aktaran bir mekanizmaya dönüşüyor.
Bütçedeki sosyal harcama kalemlerinin payı bütçenin niteliği konusunda oldukça anlamlı ipuçları veriyor. Yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma programının bütçedeki payı 2022’de yüzde 3 iken 2025’te yüzde 2,45’e geriledi. 2026 bütçesinde yüzde 2,92’ye çıktı, 2027’de ise yüzde 3,06 olacak. Yani beş yılın sonunda pay ancak 2022 düzeyine dönüyor. 2026’dan 2027’ye artış yalnızca 0,14 puan. Asıl karşıtlık ise faizle: 2022’de faiz bu programın 3,6 katıydı, 2025’te 5,7 katına çıktı. 2027’de 4,8 katı olacak. Yoksullara ayrılan her 1 liraya karşılık faize yaklaşık 5 lira ödeniyor.
2027’de bütçe harcamalarının ortalama artışı yüzde 43,7. Ancak temel eğitim yüzde 25,4, ortaöğretim yüzde 23,2, yükseköğretim yüzde 33,7 artıyor; eğitimin bütçedeki payı yüzde 12,1’den 10,7’ye geriliyor. Tedavi edici ve koruyucu sağlık birlikte yüzde 33,8 artıyor ve payı 8,4’ten 7,8’e düşüyor. İstihdam program harcamaları ise yalnızca yüzde 8,9 artışla 401 milyardan 436 milyar liraya çıkıyor. Personel giderleri de 2026 gerçekleşme tahminine göre yalnızca yüzde 24,1 artıyor. Ortalamanın çok üstünde artan kalem ise savunma: Ulusal savunma ve güvenlik programı yüzde 84,2 artışla 2,18 trilyon liraya çıkıyor ve payı yüzde 6,2’den 8’e yükseliyor.
KEMER SIKMANIN DİĞER ADI
Yılmaz, bütçenin 2025’ten bu yana faiz dışı fazla verdiğini ve 2027’de de vereceğini başarı olarak sundu. Faiz dışı fazla, devletin faiz dışındaki tüm harcamalarını gelirlerinin altında tutması demek. 2027’de bütçe açığı 3 trilyon 868 milyar lira, faiz ödemesi 3 trilyon 975 milyar lira. Yani açığın tamamı faizden kaynaklanıyor. Sosyal güvenlik, eğitim, sağlık ve istihdam harcamaları “denk bütçe” politikası sınırları içine hapsedilirken, borçlanma esas olarak faiz ödemek için yapılıyor. Faiz giderleri milli gelirin yüzde 3,6’sı, bütçe açığı ise yüzde 3,5’ine denk geliyor.
Yılmaz sunumunda tasarruf tedbirleri kapsamındaki harcamaların bütçeye oranının uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan 2025’te yüzde 2,9’a indirildiğini övünçle aktardı. Ancak faiz bu “tasarruf disiplininin” tamamen dışında. Faiz, para politikası kararlarıyla belirleniyor ve bütçeye otomatik olarak yansıyor. Oysa yüksek faiz bir doğa yasası değil, bir dağılım tercihidir. Faizi dokunulmaz, sosyal güvenliği kısılabilir kalem sayan anlayış, mali disiplini tarafsız bir teknik araç olmaktan çıkarıp sınıfsal bir tercihe dönüştürüyor. Bunun adı kemer sıkmadır: Yük emekçilerin ve emeklilerin omzuna, getirisi faiz alacaklılarının cebine.
Bu tercihin sonuçları gündelik hayatta karşılık buluyor. En düşük emekli aylığıyla geçinmeye çalışan milyonlarca emeklinin, kalabalık sınıflarda okuyan çocukların ve aktif istihdam programlarından yararlanamayan işsizlerin bütçedeki payı küçülürken faiz alacaklılarının payı büyüyor. Sorun kaynak yokluğu değil, kaynağın kime ayrıldığıdır.
2027 bütçesi, 2028 baharındaki seçimler öncesinin son tam yılının bütçesi. Ancak bütçede gerek sosyal güvenliğin gerekse sosyal yardımların oranında cüzi artışlar söz konusu. Sosyal güvenlik programının payı yüzde 9,9’dan yüzde 10,6’ya, yoksullukla mücadele ve sosyal yardımlaşma programının payı ise yüzde 2,92’den yüzde 3,06’ya çıkıyor. Bu cüzi artışlar, 2027’de kısmi iyileştirmelere olanak tanıyabilir ancak 2027 bütçe teklifinin seçim öncesinde emekli aylıkları ve sosyal yardımlarda ciddi ve kalıcı bir artış öngörmediğini gösteriyor. 2027 bütçe teklifi bu nedenle de bir refah bütçesi değil, faiz bütçesidir. Ortada Yılmaz’ın iddia ettiği gibi bir “dönüşüm” varsa, bu zaten sınırlı olan sosyal devletten faiz devletine doğru bir dönüşümdür. Meclis’teki bütçe görüşmelerinde sorulması gereken soru basit: Bu bütçe kimin refahı için?



