Pakistan'ın başkenti İslamabad’da yapılan ABD-İran görüşmelerinin ilk turunun başarısızlığa uğramasının ardından dünya, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik deniz ablukası tehdidine odaklanmış durumda. İran, Hürmüz’ü büyük ölçüde kapalı tutarken Trump’ın kararı, kritik boğaza ikinci bir kement atılması anlamına geliyor.

Görüşmeler öncesinde ABD ve İran tarafının beklentileri arasında büyük bir uçurumun bulunduğu aşikârdi. Nükleer ve balistik füze programlarının akibetinin ne olacağı gibi başlıca anlaşmazlık konularına şimdi Hürmüz ablukası da eklendi. Çünkü İran, ABD ve İsrail saldırıları karşısında Hürmüz Boğazı’nı kapatarak bölgeden gemi çıkışını neredeyse yüzde 90 oranında azaltmayı başardı. Hatta Tahran’ın tanker başına 2 milyon dolar geçiş ücreti almaya başladığı iddia edildi. Bu gelişme, Hürmüz’de bir statüko değişikliği ve İran için yeni bir gelir kapısı anlamına geliyordu.

İran, Hürmüz’de kontrolünün tanınması ve savaş tazminatı ödenmesinde ısrarcı oldu. Savaş öncesinde dünyanın Hürmüz gibi bir problemi yoktu. Savaşı bitirme uğruna İran’a Hürmüz’de taviz vermek, Trump’ın iç kamuoyuna ve Körfez’de mahsur kalmış Arap ortaklarına kolayca izah edebileceği bir durum değildi. Uluslararası taşımacılık şirketleri de böyle bir girişime kesinlikle karşıydı.

Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi’ni açık denizlere bağlayan kritik bir petrol ve doğalgaz geçiş rotasıdır. Kriz öncesinde küresel petrol trafiğinin yüzde 20’si buradan karşılanıyordu. 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte trafik neredeyse durma noktasına geldi. ABD’nin uygulamaya başlayacağını açıkladığı ablukanın Hürmüz’de baskıyı daha da arttırması bekleniyor. ABD, özellikle İran limanlarına giriş-çıkış yapan gemi ve tankerlerin hedef alınacağını duyurdu.

ABD’nin bu adımı, Hürmüz Boğazı’na ikinci bir ilmik daha anlamına geliyor. İran, çok az sayıda geminin Hürmüz’den geçmesine izin verirken, şimdi bu gemilerin Amerikan ablukasıyla karşı karşıya kalacağı, dolayısıyla Körfez’den petrol çıkışının daha da zorlaşacağı görülüyor. Bu da İran’ın en büyük petrol müşterisi olan Çin, Hindistan ve diğer Asya ülkelerine yönelik ekonomik baskının artacağına işaret ediyor. Abluka açıklaması petrol fiyatlarını yükseltirken, krizin küresel ekonomide büyüme hedeflerini aşağıya çekmesi ve enflasyonist baskıyı arttırması bekleniyor.

İslamabad’da, taraflar savaşarak elde edemedikleri talepleri, masada dayatarak azami kazancı elde etmeyi denedi. İran nükleer zenginleştirme programında ısrar ederken Hürmüz kartını öne sürerek pazarlık marjı kazanmaya çalıştı. Trump ise Hürmüz’e blokaj hamlesiyle İranlıların elindeki bu kartı kapmayı denedi. ABD ile İran arasındaki 14 günlük geçici ateşkesin süresi, bir uzlaşma olmazsa 22 Nisan’da doluyor.

İran’ın ablukası gibi ABD’nin Hürmüz’ü kuşatması da uluslararası hukuka aykırı bulunuyor. Ayrıca ABD yaptırımının etkili olup olmayacağı konusunda da şüpheler var. Çünkü İran zaten az sayıda geminin Hürmüz’den geçişine izin veriyor. 7-10 Nisan’da Hürmüz’den sadece 19 gemi geçmişken, normal bir günde 130 kadar gemi geçişi oluyordu. Dolayısıyla ABD’nin bu az sayıda gemiye müdahale ederek ne elde edebileceği soru işareti. Öte yandan gemilere önleme yapılması, el konması, şiddet uygulanması olası İran misillemeleriyle savaşa geri dönülmesi riskini de arttırıyor. Fakat ABD, Hürmüz kartını müzakere masasında taktik anlamda kullanmayı planlıyorsa, gerilimin kontrollü tutulacağı öngörülebilir.

Bu arada Trump, İran krizi yüzünden ertelediği Pekin ziyaretini 14-15 Mayıs tarihlerinde yapmayı planlıyor. ABD, ticari ve askeri rakip saydığı Çin’i Hürmüz üzerinden baskı altına alırken aynı zamanda İran’ı uzlaşmaya ikna edebilecek ülkelerden biri olarak kabul ediyor. Önümüzde kritik günler ve pazarlıklar var, Hürmüz de bu müzakerelerin bir parçası gibi duruyor.