USS Abraham Lincoln uçak gemisinin ABD Merkez Komutanlığı'nın sorumluluk alanına, yani İran sularına yakın bir bölgeye gitmesi, bölgede daha geniş çaplı bir çatışmanın şekillendiği hissini daha da güçlendirdi. Tahran yönetiminin, ülkede son yılların en kapsamlı ve şiddetli protestolarına sert yanıt verdiği bir dönemde yapılan bu sevkiyat, ABD ve İran'ın artık doğrudan bir çatışmaya son yıllarda hiç olmadığı kadar yakın olduklarını gösteriyor.
İran'ın lider kadrosu, giderek daha yüksek sesle rejimin devrilmesini fazla talep eden protesto hareketi ile niyetini kasten belirsiz şekilde dile getiren ABD Başkanı Donald Trump arasında sıkışmış durumda. Bu durum da sadece Tahran'da değil, zaten istikrarsız olan bölgede de endişeyi artırıyor.
İran'ın yanıtı bu kez farklı olabilir
İran'ın olası ABD'nin olası saldırısına vereceği yanıt, Washington ile daha önceki çatışmalarda görülen alışılmış, dikkatlice planlanmış kalıba uymayabilir. ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran yönetiminin ülkedeki karışıklığı güç kullanarak bastırması üzerinden dile getirdiği son tehditler, İran İslam Cumhuriyeti için son derece gergin bir dönemde gündemde. Sonuç olarak, ABD'nin herhangi bir saldırısı hem bölgede hem de İran'da önemli ölçüde gerginliği hızla artırma riski taşıyor. Son yıllarda Tahran'ın eğilimi, gecikmeli ve sınırlı misilleme yönündeydi.
ABD'nin 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde İran'ın nükleer tesislerini hedef almasının ardından İran, ertesi gün Katar'da ABD tarafından kullanılıp işletilen El Udeyd Hava Üssü'ne füze saldırısı düzenledi. Başkan Trump'a göre, İran saldırıdan önce uyarıda bulunmuş ve bu da hava savunma sistemlerinin füzelerin çoğunu engellemesine sağlamıştı. İran'ın saldırılarında herhangi bir can kaybı olmadı. Bu durum yaygın şekilde, İran'ın bilinçli bir şekilde kararlılığını gösterme girişiminde bulunduğu ancak daha kapsamlı bir savaştan kaçındığı şeklinde yorumlandı.
İran, 1979'da İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bu yana en ciddi iç karışıklıklardan birini yaşadı. Ülkede Aralık ayı sonunda patlak veren ve Ocak ayı başında da süren protestolar, son derece şiddetli bir şekilde güç kullanılarak bastırıldı. İran'daki insan hakları örgütleri ve sağlık çalışanları, birkaç bin kişinin öldürüldüğünü, çok daha fazla kişinin ise yaralandığını veya gözaltına alındığını bildiriyor.
Tahran için uzlaşmazlık kaçınılmaz mı?
İran'da yaşananlar sonrası sükunet müzakere yoluyla değil, baskıyla sağlandı ve bu da durumu son derece hassas bir hale getirdi. Bu bağlamda, ABD'nin muhtemel saldırısının niteliği kritik önem kazanıyor. ABD'nin sınırlı bir saldırısı, Washington'a bölgesel bir savaştan kaçınırken askeri başarı iddiasında bulunmasına olanak sağlayabilir. Ancak bu, İran hükümetine, içeride yeni bir baskı dalgasına girişmesi için de bahane verebilir.
İran devletini önemli ölçüde zayıflatacak veya felç edecek daha geniş kapsamlı bir ABD saldırısı ise ülkeyi kaosun eşiğine itebilir. 90 milyondan fazla nüfusa sahip İran'da merkezi otoritenin ani çöküşü, net veya hızlı bir geçiş süreci olasılığını azaltacak. Bu, bölge genelinde uzun süreli istikrarsızlığa, mezhep çatışmalarına yol açabilir ve tüm bunların kontrol altına alınması yıllar alabilir. Tüm bu riskler, Tahran'ın giderek uzlaşmaya kapalı bir söylem benimsemesini açıklamaya yardımcı oluyor.
İran'da hem Devrim Muhafızları'nın hem de düzenli ordunun komuta kadrosu ve üst düzey siyasi yetkililer, ABD'nin herhangi bir saldırısının -ölçeği ne olursa olsun- savaş nedeni olarak değerlendirileceği uyarısında bulundu. Bu tür açıklamalar, İran'ın komşularını, özellikle de ABD güçlerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini tedirgin etti.
Washington da çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Trump, İranlı yetkilileri protestoculara karşı şiddet kullanmamaları konusunda defalarca uyardı ve olayların en yoğun olduğu dönemde İranlılara hiteben 'Yardım geliyor' dedi. Bu açıklamalar İran'da geniş yankı buldu ve protestocuların beklentilerini artırdı. Her iki taraf da stratejik tablonun farkında. Trump, İran'ın geçen yazki 12 günlük savaşın öncesine kıyasla askeri açıdan daha zayıf olduğunu biliyor. Tahran da Trump'ın topyekun, ucu açık bir çatışmaya pek hevesli olmadığının farkında. Bu karşılıklı farkındalık bir nebze güvence sağlayabilir ancak aynı zamanda tehlikeli yanlış algılamalara da yol açabilir.
Her iki taraf da yoğun baskı altında ve manevra alanı çok az. Uzun süredir uçurumun kenarında oyun oynanmasında en tehlikeli an yaklaşıyor olabilir. Bu dengenin yanlış kurulmasının bedelini ise sadece hükümetler değil, milyonlarca sıradan İranlı ve bölge halkı da ödeyecek.





