Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kürşat Korkmaz, ABD'nin Venezuela'ya yönelik askeri müdahalesinin arka planını AA Analiz için kaleme aldı.
2026’nın ilk günlerinde dünya ABD’nin Venezuela’ya askeri müdahalesi ve sonrasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'in yakalanarak ABD’de yargılanmak üzere ülke dışına çıkarıldığı haberiyle karşılaştı. Bu askeri müdahaleden saatler sonra ABD Başkanı Donald Trump, Venezuela’nın yönetimine el koyduklarını söyledi ve Venezuela’nın yönetiminin belli bir süre ABD tarafından sağlanacağı açıklamalarında bulundu.
Uluslararası politika literatüründe ve karar alıcıların söylemlerinde içinde bulunduğumuz zaman "Belirsizlikler Çağı" olarak nitelendirilmektedir. Belirsizlik kavramıyla olayların ne zaman ve nerede gerçekleşme olasılığının bilinmediği durumlar ifade edilmektedir. Bu kapsamda, ABD’nin Venezuela’ya yaptığı müdahale aslında yıllardır değişmeyen bir motto olan güçlülerin her türlü uluslararası hukuk ve teamülleri hiçe sayarak yaptığı hareketlere bir örnektir.
ABD ve Venezuela arasındaki ilişkilerin bu aşamaya nasıl geldiği incelendiğinde, Trump’ın başkanlığının ikinci döneminin başından itibaren Venezuela rejimine karşı baskı politikasını tekrar gündeme getirdiği görülmektedir. Trump, Maduro'yu Amerika'yı istikrarsızlaştırmakla suçlayarak ABD'ye yasa dışı göçün ve bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığının arkasındaki isim olduğunu söylemiştir. Maduro’nun başına 50 milyon dolar ödül koymuştur. Bunun yanı sıra Trump, Venezuela'da rejim değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulunmuş ve Maduro'ya ülkeyi terk etme çağrısı yapmıştır. Maduro ise bu teklifi reddederek, Trump’ı ülkedeki petrol rezervlerine sahip olmak istemekle suçlamış ve savaşı istemediğini ifade etmiştir.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin nedenleri ve bu müdahalenin arka planına dair konular incelendiğinde; bu olayın tarihsel, jeopolitik ve stratejik yönlerine de değinmek gerekmektedir. Ayrıca ABD’nin bu müdahaleyi yaparken Amerikan iç politikasıyla küresel politikası arasındaki bağlantılar da değerlendirilmelidir.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin tarihsel arka planında; ABD ile Venezuela arasındaki gergin ilişkiler yatmaktadır. Bu gerginlik Venezuela’nın Maduro’dan önceki lideri olan Hugo Chavez'in 1999’da iktidara gelmesine kadar dayanmaktadır. Sosyalist ve anti-emperyalist bir lider olan Chavez, iktidara geldikten sonra ABD'nin Irak ve Afganistan'daki operasyonlarına ilişkin karşı söylemler geliştirmiştir. Ayrıca, Venezuela’nın ABD’nin küresel güç mücadelesinde karşısında yer alan Çin ve Rusya ile yakın politik ve ekonomik ilişkiler içinde olması da ABD’yi rahatsız etmiştir.
ABD, 1826 Monroe Doktrini'nden beri arka bahçesi ve yakın kıta havzası olarak kabul ettiği Latin Amerika’da ABD karşıtı politikalara ve iktidarlara izin vermeyeceğini açıklamıştır. Bu açıdan, Chavez’in iktidara gelmesi ABD’nin Latin Amerika politikasıyla ters düşmektedir. Bu gelişmelerin ardından ABD’deki Cumhuriyetçi Parti iktidarı; Venezuela yönetimi ve Küba’yı doğal düşman olarak ilan etmiş ve 2002’de Chavez iktidarına darbe girişiminde bulunmuştur. Bu gelişme iki ülke arasındaki gerilimi artırmıştır.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi jeopolitik açıdan değerlendirildiğinde; öncelikle Venezuela’nın bulunduğu coğrafi konumun ABD açısından önemi ele alınmalıdır. Bu bağlamda Venezuela, Güney Amerika kıtasının kuzey ucunda yer alan Karayip denizine sınırı olan bir ülkedir. Ayrıca, Venezuela zengin doğal kaynaklara sahiptir. Dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmasının yanı sıra, zengin doğal gaz yataklarına da sahiptir. Bu enerji kaynakları bakımından dünya genelinde altıncı sırada yer almaktadır. Bu açıdan, Venezuela Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütüne (OPEC) üyedir.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi iç politika ve küresel politika açısından stratejik hedefleri de içermektedir. Özellikle Amerikan iç siyasetinde bu yılın sonunda Kongre seçimlerinin olması, anketlerde Cumhuriyetçi Parti’nin gerileyerek oy kaybettiğinin görülmesi ve Cumhuriyetçilerin Kongre'deki avantajlı konumunu kaybetmek istememesi bu müdahalenin iç politika hedeflerinden biridir. Ayrıca bu müdahalenin iç politikadaki bir diğer hedefi ise Trump'ın seçimlerde en büyük vaadi olan yasa dışı göçmen politikalarının halk nezdinde karşılık bulmuş olmasıdır.
Son olarak, ABD’nin Venezuela’ya yaptığı bu müdahale, pek çok açıdan uluslararası hukuka aykırıdır. "Kuvvet kullanma yasağı, egemen eşitlik, devlet başkanlarının başka bir devlette yargılanamazlığı" gibi bir takım temel ilkeler açıkça ihlal edilmiştir. Bu bağlamda, müdahaleye ilişkin açıklamalarında bu ilkelere atıfta bulunan Çin ve Rusya'nın, geçmişte yaşanan benzeri olaylarda şahit olunduğu gibi, bu açıklamalardan daha öteye gitmesini beklemek zordur.





