ABD'nin USS Abraham Lincoln uçak gemisinin İran suları yakınına konuşlanması, dikkate değer bir hamle. Diğer bir uçak gemisi USS Gerald R Ford ise Akdeniz'e ulaştı ve olası operasyonları desteklemek üzere İran'a doğru ilerliyor. Bölgeye başka askeri varlıkların da sevki, Washington'ın çok katmanlı askeri seçenekler oluşturduğu izlenimini güçlendiriyor.

Bu tür konuşlandırmalar diplomaside bir kaldıraç görevi görebilir. Ancak bunların hepsi birlikte ele alındığında, Tahran ve Washington arasındaki dolaylı görüşmelerin çıkmaza girdiğini ve taraflardan hiçbiri pozisyonunu değiştirmezse askeri harekâtın başlayabileceğini de gösterebilir.

İranlı liderler, en azından kamuoyu önünde, dünyanın en güçlü ordusuna ve Ortadoğu'daki en güçlü bölgesel müttefike karşı neden meydan okuyucu bir tavır sergiliyorlar? Cevap, Washington'ın görüşmeler için öne sürdüğü şartlarda yatıyor. ABD'nin koşulları, Tahran'ın bakış açısına göre, müzakere değil, teslimiyet anlamına geliyor. Bu talepler arasında uranyum zenginleştirmenin sona erdirilmesi ve balistik füzelerin menzilinin azaltılması yer alıyor.

İran yönetimi için bunlar, güvenlik mimarisinin temelini oluşturuyor. Tahran, on yıllardır "Direniş Ekseni" adını verdiği yapıyı inşa etmekle meşguldü. Müttefik silahlı gruplardan oluşan ağ, çatışmaları İran sınırlarından uzak tutmak ve baskıyı İsrail'e yaklaştırmak amacıyla oluşturulmuştu. İran'ın balistik füze programı, eskimiş hava kuvvetlerinin ve gelişmiş askeri teknolojiye sınırlı erişimin yerini almayı hedefliyordu.

İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in bakış açısına göre, bu şartları kabul etmek, Donald Trump yönetimindeki Amerika Birleşik Devletleri ile sınırlı bir savaşa girme riskinden daha tehlikeli görünebilir. Askere yönelik herhangi bir saldırı, Hamaney'in öldürülmesi gibi sonuçlar doğurabilir ve bu, haleflik sürecini istikrarsızlaştırabilir.

Ekonomik baskılar, enflasyon ve azalan satın alma gücü nedeniyle zaten zor durumda olan İran ekonomisini daha fazla şoku absorbe etmekte zorlanacaktır. Bu bağlamda, başkaldırı birden fazla amaca hizmet ederken, içe güç yansıtır. Ancak bu durum, uzlaşma alanını da daraltır.

Son haftalarda sokakları dolduran ve ancak ezici bir güç karşısında geri çekilen protestocular, hâlâ derinden hayal kırıklığına uğramış durumda. Bu nedenle, Washington'ın karşı karşıya olduğu riskler de oldukça gerçek. Kağıt üzerinde, ABD ordusu gerilim tırmanırsa başkomutanın hedeflerini yerine getirme kapasitesine sahip. Ancak savaşlar, kağıt üzerinde yapılmıyor ve hatalı hesaplar gerilimi artırabilir.

Sonuç olarak, Washington'ın şartlarını kabul etmek, rejimin caydırıcılık stratejisini zayıflatma riskini taşıyor. Reddetmek ise içsel kırılganlığın yaşandığı bir dönemde çatışma olasılığını artırıyor. Tahran, en azından kamuoyu önünde, sınırlı ama kontrol altına alınabilir bir savaş seçeneğine daha yatkın görünüyor.