ABD Başkanı Donald Trump'ın, Avrupa ülkelerini baypas ederek ve Rusya'nın maksimalist taleplerine yer vererek hazırladığı "Ukrayna barış planı" Atlantik Okyanusu'nun iki yakası arasındaki ilişkilerde derin bir güven bunalımına yol açtı.
Avrupalıların endişelerini gözler önüne seren en net açıklama, Avrupa Parlamentosu'ndaki en büyük siyasi grup olan muhafazakarların lideri Manfred Weber'den geldi. "Tarihi anlar yaşıyoruz" diyen Weber, Avrupa'nın güvenliği konusunda artık ABD'ye güvenemeyeceklerine işaret ederek, "Artık AB'yi, Avrupa'nın NATO'su haline dönüştürmemiz şart" ifadesini kullandı.
Avrupalı liderler, günler süren diplomatik çabalar sonunda, Trump'ın "Rusya yanlısı" olmakla eleştirdikleri planı üzerinde bazı değişiklikler yapmayı başardı. Ancak bu sonuç, Avrupa başkentlerindeki kaygıları gidermeye yetmedi. Trump yönetimini, Avrupa'nın güvenlik endişelerini yok saymakla suçlayan Avrupalı siyasetçiler, bir taraftan güç birliği yaparak Washington üzerinde baskıyı artırmaya çalışırken, diğer taraftan en kötü senaryoya, transatlantik ilişkilerde olası bir yol ayrımına hazırlık yapıyor.
19 Avrupa ülkesinin parlamentosu ile Avrupa Parlamentosu'nun dışişleri, savunma ve Avrupa komisyonları başkanlarının imzalarını taşıyan ortak açıklamada, Trump'ın planı eleştirildi. Ukrayna'da barışın, "Rusya'ya boyun eğerek veya onu ödüllendirerek sağlanamayacağına" işaret edilen açıklamada "İmparatorluklar çağı sona erdi" deniliyor.
"Avrupa, Rusya'nın sınırlarının ötesine uzanan veya Avrupa'nın güvenlik düzenini şekillendirme hakkını kendinde gören bir 'güvenlik çıkarı' anlayışını kabul etmeyecektir" ifadeleri kullanılıyor. Ortak açıklamada ayrıca Avrupa'nın güvenliği, Ukrayna'nın egemenliği ve savaş sırasında suç işleyenlerden hesap sorulması "müzakere edilemez kırmızı çizgiler" olarak sıralandı.
Almanya'da, transatlantik ilişkilerin en güçlü savunucuları olan siyasetçilerin yaptıkları sert açıklamalar da, Trump'ın Ukrayna planının, çok büyük kırılmalara yol açabileceğine işaret ediyor. Başbakan Friedrich Merz'in partisi Hristiyan Demokratların (CDU) en deneyimli milletvekillerinden olan Norbert Röttgen, ABD'yi Avrupa'yı varoluşsal bir konuda yarı yolda bırakmakla suçladı. Röttgen, "Trump yönetiminin kendi kasasını doldurmak için Rusya'nın Ukrayna tezlerini içeren 28 maddelik bir planı kendi planı olarak benimsediğini" savundu.
Alman siyasetçi "Bu, Avrupa için ikinci dönüm noktası. Birinci dönüm noktası Rusya'nın Avrupa'ya savaşı geri getirmesiydi. İkinci dönüm noktası ise ABD'nin Avrupa'nın güvenliği ile ilgili bir konuda tercihini diktatörün tarafına geçmekten yana kullanmış olmasıdır" görüşünü aktardı. "Artık yeni bir yön belirlemek zorundayız" diyen Röttgen, ABD'ye özellikle güvenlik alanındaki bağımlılığın azaltılması için daha hızlı, daha somut ve daha kararlı adımların atılması gerektiğini söyledi.
Eski Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel ise ABD'nin Ukrayna planına "Bu plan, şimdiye kadar transatlantik ilişkilerimizi oluşturan her şeye ihanet etmekle eşdeğerdir" sözleriyle tepki gösterdi. Gabriel, Trump yönetiminin bu tutumunda ısrar etmesi halinde Avrupa'nın, en kötü düşmanı ile ittifak kuran bir ABD'yi müttefik olarak değerlendiremeyeceğini de sözlerine ekledi.
AB'nin eski Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Trump'ın taleplerine boyun eğmenin hiçbir getirisi olmadığını, izlenen yatıştırma politikasının sonuç vermediğini savundu, "Trump'ın Amerika Birleşik Devletleri artık Avrupa'nın müttefiki olarak görülemez" dedi. Avrupa'nın saygın düşünce kuruluşları, Avrupa hükümetlerine "safları sıkılaştırarak, Trump'a direnme" çağrısı yapıyor.
Brüksel merkezli Avrupa Politikalar Merkezi ise yayımladığı analizde Washington ve Moskova'nın Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden dizayn etmekte olduğu, bunu yaparken Avrupa'nın çıkarlarını ve değerlerini bir kenara ittikleri ifade edildi. "NATO'nun dış sınırlarını belirliyor ve 'barış' şartlarını dikte ediyorlar. Avrupa ise kenarda durup, kendisinin katkıda bulunmadığı bir vizyonun bedelini ödemeye mahkum oluyor" denildi.




