ABD ve İsrail'in İran'la yeni bir savaşa girmesi, öngörülemez sonuçlara sahip tehlikeli bir karar. İsrail saldırısını haklı gösterebilmek için "önleyici saldırı" ifadesini kullandı. Oysa "önleyici saldırı" kavramı ortada çok yakın vadeli mutlak bir tehdit olmasını gerektirir ve böylesi bir tehdide dair hiçbir kanıt yok. Aksine, bu tercih edilmiş bir savaş.
İsrail ve ABD, İran'daki İslami rejimin zayıfladığını hesaplıyor: Ciddi bir ekonomik krizin yanı sıra sene başındaki kitlesel protestoları vahşi bir şekilde bastırmanın sonuçlarıyla boğuşuyor. Ülkenin savunması da geçen yaz gerçekleşen savaşta gördüğü zararı gideremedi. Bu nedenle ABD ve İsrail mevcut durumun kaçırılmaması gereken bir fırsat sunduğuna karar kıldı. Bu karar, zayıflamış uluslararası hukuk sistemine bir darbe daha indirdi.
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın ülkelerine tehdit teşkil ettiğini belirtti. Trump, İran'ın "küresel bir tehdit" olduğunu ifade etti. Ancak, bu saldırıları yasal açıdan öz savunmayla nasıl gerekçelendirebileceklerini kestirmek zor. Savaş siyasi bir eylemdir ve bir kere başlattıktan sonra silahlı çatışmaları kontrol etmek zordur.
Netanyahu, on yıllardır İsrail'i en tehlikeli düşmanı olarak gördüğünü belirterek, bu saldırının Tahran'daki rejime ve İran'ın askeri kapasitesine zarar vermek için bir fırsat olduğunu düşünüyor. Ayrıca, İsrail bu yıl bir genel seçim de düzenleyecek ve Netanyahu, savaşta olduğu zamanlarda siyasi pozisyonunun güçlendiğine inanıyor.
Trump, İran'daki protestoculara "yardım yolda" demişti. Ancak, ABD donanmasının büyük bir kısmı o dönemde başka bir göreve meşguldü. ABD'nin geçen yaz İran'ı bombalamasının ardından Trump, Tahran'ın nükleer programının "tamamen yok edildiğini" söylese de İran'ın nükleer hedeflerinin tehlikelerini gündemde tutmaya devam etti.
İran, nükleer silah geliştirmek istediğine dair iddiaları her zaman reddetti, fakat uranyumu, sivil kullanımla ilişkilendirilemeyecek bir seviyeye kadar zenginleştirdi. Ancak, İsrail ve ABD, İran'ın bunu yapmak üzere olduğuna dair hiçbir kanıt sunmadı.
Trump, "özgürlük vaktinin geldiğini" söyledi. Netanyahu da benzer bir mesaj paylaşarak bu savaşın İran halkına rejimi devirme imkanı tanıyacağını ifade etti. Ancak, bugüne kadar hava saldırılarıyla devrilen hiçbir rejim olmamıştır. 2003'te Irak'ta Saddam Hüseyin, ABD önderliğindeki bir işgal gücü sayesinde devrilmişti. 2011'de Libya'da Muammer Kaddafi, NATO'nun hava kuvvetlerinin desteklediği silahlı isyancılar tarafından devrildi. Her iki durumda da devlet çökmüş, iç savaş çıkmış ve binlerce kişi hayatını kaybetmiştir.
İran, sadece hava saldırılarıyla devrilen ilk rejim olarak tarihe geçse bile, İslami rejimin yerine liberal bir demokrasi kurulmayacaktır. Ülkede, görevi devralmaya hazır bir sürgün hükümeti de bulunmuyor. İran'daki rejim neredeyse yarım yüzyıldır ideoloji, yolsuzluk ve ihtiyaç halinde şiddet kullanan karmaşık bir siyasi sistem yarattı. Ocak ayındaki eylemlerde, protestocuları öldürmeye hazır olduklarını bir kere daha gösterdi.
Belki de ABD ve İsrail, ülkenin ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney'i hedef alıyor. Ancak İran'daki İslami rejim, silahlı bir hareket değil, bir devleti kontrol ediyor. Tek bir adama bağlı değil; ruhani lider öldürülürse, yerine muhtemelen Devrim Muhafızları'nın desteklediği başka bir din adamı geçecektir. Devrim Muhafızları, İran ordusundan bağımsız olarak, sadece rejime karşı tehditlere odaklanıyor.
Trump, onlara silah bırakmaları takdirde affedileceklerini, aksi takdirde kesinlikle öldürüleceklerini söyledi. Ancak, böyle bir teklifle Devrim Muhafızları'nın aklını çelmesi çok düşük bir olasılık. İslam Cumhuriyeti'nin ideolojisi ve Şiilikte şehitlik yüce bir kavramdır.
Yılbaşından bu yana bu kriz büyürken ve ABD armadasını bölgeye gönderirken Tahran'daki siyasi liderlerin savaşı kaçınılmaz olarak gördüklerine dair işaretler vardı. Müzakerelere dahil oldular, fakat geçen yaz müzakereler sürerken İsrail ve ABD'nin saldırı düzenlediğinin bilincindeydiler. ABD'ye de İsrail'e de güvenmiyorlar.
İran'ın liderleri, şimdi bu savaşı nasıl sürdüreceklerini, nasıl hayatta kalacaklarını ve sonuçlarını nasıl yöneteceklerini düşünmek zorundalar. Suudi Arabistan liderliğindeki komşuları ise bugün yaşananların olası sonuçlarını ve beraberinde getirdiği büyük bilinmezliği endişeyle takip etmekte. Orta Doğu'nun sorun ihraç etme kapasitesini göz önünde bulundurunca, yeniden ve yoğunlaşarak başlayan bu savaş, halihazırda şiddetli, tehlikeli ve çalkantılı bölgede ve dünyada istikrarsızlığı derinleştiriyor.






