11 Aralık’ta NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “Rusya’nın bir sonraki hedefi biziz ve zaten tehlike altındayız” açıklamasını yaptı. Eski Hollanda başbakanı olan Rutte, NATO’nun başına geçtiğinden bu yana yüksek perdeden ve zaman zaman alarmist söylemleriyle dikkat çekiyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de benzer bir çizgide, “Barış dönemi sona erdi” ifadelerini kullandı. Aynı görüşü, Birleşik Krallık Genelkurmay Başkanı Richard Knighton da paylaşıyor. Knighton, doğrudan halka seslenerek, “Aileler, oğullarını ve kızlarını Rusya’ya karşı bir savaşa göndermeye hazır olmalı” dedi.
Rutte’ye göre böyle bir savaş, önümüzdeki beş yıl içinde patlak verebilir. Bu, Moskova’nın her fırsatta NATO topraklarında yayılmacı hedefleri olmadığını vurgulamasına rağmen dile getiriliyor.
Amerikan çekilmesi korkutuyor
ABD’nin küresel ölçekte geri çekilme ihtimali, NATO müttefiklerini endişelendiriyor. Bu nedenle üye ülkeler, yalnızca 2025’te savunma harcamalarını GSYH’nin %2’sine çıkarmayı değil, aynı zamanda bu oranı 2035’e kadar %5’e yükseltmeyi taahhüt etti. Bu %5’in %3,5’i geleneksel askerî harcamalara,%1,5’i ise siber güvenlik, altyapı ve askerî hareketlilik gibi genişletilmiş güvenlik alanlarına ayrılacak. Dolayısıyla bugün Rusya ve müttefiklerinin Avrupa için ne ölçüde bir tehdit oluşturduğunu anlamanın yolu, iki blok arasındaki askerî harcamaları karşılaştırmak.
Batı cephesi
NATO içindeki en büyük askerî harcama kalemi doğal olarak ABD’ye ait. 17 Aralık’ta ABD Senatosu, Başkan Donald Trump’ın nihai imzasını bekleyen Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nı (NDAA) onayladı. Bu yasa, gelecekteki savunma bütçesini belirliyor.





