Adli kontrol tedbirleri nedir, Türkiye'de nasıl uygulanıyor?

En ağır adli kontrol tedbirlerinden biri ev hapsi. Bu durumda şüphelilere elektronik kelepçe takılarak konutlarından dışarı çıkmaları engelleniyor.

Özellikle haberlerde ve davalarda sıkça duyduğumuz kelimelerin arasında "adli kontrol" geliyor. Son olarak 21 Ocak'ta Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'nde 78 kişinin hayatını kaybettiği, 137 kişinin yaralandığı Grand Kartal Otel yangınına ilişkin olarak 32 sanığın yargılandığı davada, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın dokuz personeli ifade verdi. Personele adli kontrol tedbirlerinin başında gelen yurt dışına çıkma yasağı getirildi. Aralarında gazetecilerin, akademisyenlerin, siyasetçilerin ve eylemcilerin de olduğu on binlerce kişi, adli kontrol tedbirleri ile günlük hayatlarını sürdürüyor. Kimi düzenli olarak karakola giderek imza veriyor, kimi elektronik kelepçe ile ev hapsinde tutuluyor.

Adalet Bakanlığı'na bağlı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nün 30 Kasım tarihli denetimli serbestlik istatistiklerine göre Türkiye'de Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 109. maddesi kapsamında hakkında adli kontrol tedbiri uygulanan 130 bin 494 kişi bulunuyor.

'Peşinen cezalandırma' eleştirisi

Adli kontrol tedbirlerinin kime ve nasıl uygulandığı tartışma konusu. Hak savunucuları bu tedbirlerin temel hak ve özgürlüklerini kullanan ve kaçma şüphesi bulunmayan kişilere karşı adeta "peşinen cezalandırma" şeklinde uygulandığını söylüyor. Avukat Ülkü Şahin, "kuvvetli suç şüphesi, somut delil, kişinin kaçma şüphesi, delillerin karartılma ihtimali" gibi adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek şartların olmamasına rağmen birçok kişi hakkında adli kontrol tedbirleri uygulandığını söylüyor.

'Adli kontrol' ne demek?

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Hukuk Birimi'nden Avukat Elif Ergin, "adli kontrol" kavramını şöyle tanımlıyor: "Adli kontrol, bir suç şüphesiyle sürdürülen soruşturmada tutuklama nedenlerinin varlığı halinde şüpheli hakkında verilebilecek birtakım tedbirler demektir."

Adli kontrol tedbirlerinin kime nasıl uygulanabileceği CMK hükümlerince belirleniyor. Kanuna göre bir kişinin kaçma şüphesi veya delilleri karartma tehlikesi varsa ya da "katalog suç" denilen ağır suçlardan birini işlediyse, hakkında adli kontrol tedbiri verilebiliyor.

Adli kontrol tedbirleri, soruşturma aşamasında ya da dava açıldıktan sonra uygulanabiliyor. Soruşturma aşamasında şüpheli, Cumhuriyet savcısının talebi ya da sulh ceza hâkiminin kararıyla adli kontrole tâbi tutulabiliyor. Aynı şekilde "görevli ve yetkili diğer yargı mercileri" gerekli gördükleri takdirde, kovuşturma aşamasında yani iddianame mahkeme tarafından kabul edildikten sonra da bu tedbirleri uygulayabiliyor ya da kaldırabiliyor.

Kanuna göre adli kontrol tedbirleri ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen durumlarda en fazla iki yıl uygulanabiliyor. Bu süre zorunlu durumlarda bir yıl uzatılabiliyor. Ağır ceza mahkemesinde görülen davalarda ise tedbirlerin uygulanma süresi en çok üç yıl olarak düzenlenmiş. Burada da gerekçe gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin üç yılı geçemeyeceği vurgulanıyor.

'Peşinen cezalandırmaya dönüşüyor'

Avukat Ülkü Şahin, Türkiye'de adli kontrol tedbirlerinin uygulanma biçimini şöyle değerlendiriyor: "Bir yandan devlet açısından tutuklamaya göre daha ekonomik bir tedbir olduğu için de tercih ediliyor. Aynı zamanda kamuoyu açısından örneğin cezaevindeki kişi sayısını tutmak kolay ancak adli kontrolü takip etmek zor, bu nedenle tutuklamanın yarattığı prestij kaybı bakımından da tercih ediliyor."

Ergin, adli kontrol kararlarının uzun süreli uygulanmasının bir süre sonra "tedbir amacını aşarak peşinen cezalandırmaya dönüştüğünü" söylüyor.