Bu hafta, küçükler ve büyük­leri bir araya getiren ve el yapımı üretimleriyle sanat ve zanaati eş zamanlı sunan farklı bir tiyatro oluşumu olan Anuş­ka'nın Atölyesi ile tanışalım.

Çocuklara yönelik kukla gösterileri, atölyeler, çevrimiçi videolar ve yetişkinlere yönelik tiyatro gösterileri üreten topluluk, turneler hedefleyerek mobil çözümler arıyor. İlk gösteri 2018’de Bodrum’da sahnelenen ”Midas'ın Kulakları" olmuş. Pandemi döneminde ise Youtube’dan yayınladıkları klasik masallardan uyarlan kuklalı videoları ile tiyatroyla teknolojiyi bir araya getiren farklı bir çalışmaya imza atıyorlar. 2021’de İKSV ile ortak yapımları "Mitolojik Hikâyeler" in ardından 2022’de İstanbul Tiyatro Festivali'nde, "İstanbul Mon Amour" adlı gösterinin "Ben Hayvan" bölümüne özel maskeler tasarlayan Anuşka’nın Atölyesi, Ferhan Şensoy'un Karl Valentin uyar­laması ”İçinden Tramvay Ge­çen Şarkı"yı yeniden yorumlaya­rak sahneye taşıyor. Şanslıyız ki “Mitolojik Hikayeler” bu sezon da sahnelenmeye devam ediyor. “Mitolojik Hikayeler”de, ortao­yunu ve kukla tiyatrosu gelene­ğinden yola çıkarak Yunan mitolojisinden hikâyeler anlatılıyor. Tahta kuklalarla tasarlanan bu mitler, oyunu ana karakteri, güzelliğin ve aşkın temsilcisi Afro­dit’in anlatımıyla ve her hikâyeye bir konuk sanatçının eşlik etmesiyle sunuluyor. Tüm kuklalar, aynı zamanda oyunu yazıp yöneten ve tasarlayan Ani Haddeler’in yetenekli ellerinden çıkmış. Onur Gürçay, Hande Ömürlü Yılma­zer’le sahneyi paylaşan Hadde­ler’e 24 Ocak’ta Moda Sahnesi’nde Ezgi Çelik, Gülinler ve Cembir eşlik edecek. Çocuklarıyla birlikte hayal kurmak ve eğlenerek güzel bir anı yaşamak isteyenler kaçırmasın!

Bodrum’dan Mudanya’ya uza­nan atölyesinde ahşaba anlam ka­tan kukla ve heykeller üreten Ani Haddeler’le özgün teatral yolcu­luğunu konuştuk.

Merkezine kukla ve maskla­rı alan, benzeri çok da olma­yan bir oluşum Anuşka’nın Atölyesi. Böyle bir tiyatro yapma fikri nasıl ve hangi ihtiyaçlarla doğdu? Kukla tiyatrosu, dokuz yıl ön­ce İstanbul’dan taşınmaya karar verdiğimde çevremden de gelen “İyi ama tek başına nasıl tiyatro yapacaksın, emekli gibi mi yaşa­yacaksın?” sorusuyla yüzleştikten sonra bir çıkış yolu oldu bana. Kalbimin bir köşesinde sakladı­ğım ve öncesinde hiç denemedi­ğim ahşap kukla sevgisini Bod­rum’da geliştirme şansı buldum. Ama tabii ki tek başıma altından kalkmam mümkün değildi; orada çok yakın arkadaşlarımla profesyonel bir ekip oluşturduk ve Anuşka’nın Atölyesi ortaya çık­tı. Boyutu ne olursa olsun kukla, yazarına yönetmenine ve oyun­cusuna çok geniş yaratıcı alanlar açıyor; bunu gördükten sonra insan daha da farklı formları denemek istiyor, mask da bunlardan biri. Sadece Anuşka’da olduğunu söylemek pek doğru olmaz sanırım, bugün birçok tiyatro yapımında bunun örneklerini görüyo­rum ve çok hoşuma gidiyor.

“İstanbul Mon Amour”dan son proje “Mitolojik Hikaye­ler”e neredeyse tüm oyunla­rınızda mask ve kuklalar da sizin elinizden çıkıyor. Bir anlamda oyuncuları da siz üretirken sahne öncesinde nasıl bir çalışma gerektiriyor bu süreç? “Mitolojik Hikayeler”i yazar­ken başından beri ahşap kuklayla sahneleneceğini biliyordum. Daha yazarken kuklaların tasarım­larını, oyunun dekorunu kafam­da aşağı yukarı canlandırmıştım. Bu proje için önce metin yazıldı sonra oyunun provaları sırasın­da kuklalar üretildi. Onur’cuğum (Gürçay) bir yandan prova önce­si ezberini yaparken bir yandan zımpara yapıyordu. Kuklaların kostümlerinin tasarım ve diki­mi Hande’ye (Ömürlü) ait. O da bir yandan dikiş yapıp bir yandan provalara katılıyordu. Nasıl ki bir tiyatro yapımında oyundaki ka­rakterler yavaş yavaş oluşuyorsa, burada da kuklalar peyderpey aramıza katıldı diyebiliriz. “İstanbul Mon Amour”un “Ben Hayvan” bölümünde de benzer bir şekilde masklı karakterleri oyunun oluşum süreciyle paralel geliştirdik. Ancak burada fark; bu bölümün ayrı bir yazarının (Bilgesu Kasapoğlu) ve yönetmeni­nin (Sarp Aydınoğlu) olmasıydı ve biz esas metnin çalışıldığı pro­valara dahil değildik. Kukla, mask ve buna benzer her ‘gerçek olmayan’ form, bence oyuna/ sahneye fantastik bir bo­yut kazandırırken çok güçlü duy­gular katabiliyor, benim en çok il­gimi çeken kısmı bu.

Çocukluk, algılarımız ve ha­yal gücümüzün derin ve yoğun olduğu bir dönem. Ağırlıklı olarak bu dönem için üretmek, nasıl bir dil gerektiriyor? Hiçbir yetişkin, bir çocuğun ha­yal gücüyle aşık atamaz. Bu artık kesin bir bilgi. Yapılan 3D ani­masyon filmlerle de yarışmak söz konusu olamaz. “Mitolojik Hika­yeler”de çocuklara ulaşmak için, zor ve çetrefilli görünen bir konu­nun aslında çok da güç olmadığını samimi bir dille anlatmayı dene­dim. Samimiyet burada anahtar kelime ve işin en zor kısmı. Çünkü samimi olmadığınızı hissettikleri an, ortamdan kopuyorlar ve geç­miş olsun!

Yeni projeleriniz ve hayallerinizden söz eder misiniz? Ah, o kadar çok var ki! Dokuz yıl önce İstanbul’dan kaçış yolculu­ğumun başında kukla yapacağım derken bir atölyeye girmiş ve ah­şapla tanışmış bulundum ve bam­başka bir dünyaya girdim. Ahşap kukla devam ederken bir yandan da ahşap heykel yapmaya başla­dım; orası bambaşka bir dehliz ve daha çok fırın ekmek yemem lazım, bunun haricinde stop-motion için ahşap karakterler yaparken buldum kendimi. Sonuç olarak artık Bodrum’da değilim, İstanbul’a yaklaştım ama büyük şehre dönmemek için direniyorum ve en güzel tarafı yine bir atölyemin olması ve Anuşka’nın Atölyesinin devam etmesi! Çocuklara yönelik yeni bir proje yaz­maya başladım, ekip her an provaya girmeye hazır, bir yapımcı/ sponsor bulduk mu yeşil ışığa basacağız!