Her yıl 3 Aralık’ta farkındalıktan bahsediyoruz, ancak ertesi gün hayat kaldığı yerden devam ediyor. Sizce 'farkındalık' aşamasını geçip 'kalıcı eylem' aşamasına geçmek için politika yapıcıların ve özel sektörün atması gereken, ertelemeye tahammülü olmayan ilk adım ne olmalı?
Engellilik alanındaki tartışmaların yalnızca sorunları “fark ettiğimiz” bir konu olmaktan çıkıp, her kurumun kendi sorumluluk alanı içinde atabildiği somut adımlara dönüşmesine ihtiyacımız var. Engellilerin toplumsal hayat içerisinde daha eşit, daha aktif ve bağımsız var olabilmeleri, ancak erişilebilirliğin her alanda uygulanması ve kapsayıcı politikaların varlığıyla mümkün olabilir. Çözümün merkezine engelli kişinin kendisini değil, o kişiyi engellenen ve dezavantajlı olmasına neden olan toplumsal bariyerleri koyduğumuzda gerçek kapsayıcılıktan ve uygulanabilir bir erişilebilirlik perspektifinden bahsetmemiz mümkün olabilir.
Bu da her bir kurumun engellileri yalnızca yardım edilmesi gereken “objeler” olarak görme perspektifinden uzaklaşıp, sunduğu ürünlere, hizmetlere, çözümlere eşit erişmelerini sağlaması gereken “özne”ler olarak da görmeye başlamasından ve engellilerin toplumsal hayat içinde daha aktif ve bağımsız var olabilmelerine katkı sağlayacak teknoloji ve hizmetlerin engelli hedef kitleye ulaşmasını kolaylaştırmasından geçiyor.
Engeller denince akla hep 'rampa' veya 'kaldırım' geliyor. Oysa dijitalleşen dünyada 'veri rampaları' da en az beton rampalar kadar önemli. Türkiye özeline baktığınızda, teknolojik veya dijital erişilebilirlik açısından en büyük 'görünmez duvar' sizce nerede karşımıza çıkıyor?
Engelliler de herkes gibi akıllı cihazlar kullanır, internetten kıyafet satın alır, uçak bileti fiyatları karşılaştırır, taşınabileceği bir ev arar, evindeki bir beyaz eşyayı kullanır, dizi izler… Üstelik bunları yaparken herkes gibi müşterisi olduğu markalara para da öder. Ama ne yazık ki çoğunlukla çamaşır makinesinde program seçerken zorlanır, uçak bileti satın alırken paket seçemez, ihtiyacı olan gömleğin özelliklerini filtreleyemez, istediği diziyi izleyebilmek için epey uğraşması gerekir… Bunun temel sebebi, Engellilerin “kullanıcı” olarak görünmemesinden dolayı dijital ürün ve hizmetler tasarlanırken engelli bir kullanıcının da var olduğu gerçeğinin göz ardı edilmesidir. Bunun da tek çözümü, uluslararası erişilebilirlik standartlarının ürün ve hizmet geliştirme süreçlerinin atlanamaz bir kriteri haline getirilmesi ve deneyim süreçlerine engellilerin ihtiyaçlarına uygun servis ve teknolojilerin dahil edilmesi ile mümkün olabilir.
WeWALK’u daha önce hiç duymamış birine anlatacak olsanız; bu akıllı baston görme engelli bir kişinin hayatında sadece yürüme deneyimini mi değiştiriyor, yoksa bağımsızlık algısını mı? Bu teknoloji, kullanıcının hayatında neyi, nasıl değiştiriyor?
WeWALK, görme engellilerin sosyal hayata daha bağımsız, daha güvenli ve daha aktif katılımlarını desteklemek için teknolojiler geliştiren; çözümleri bugün 60’tan fazla ülkede kullanılan, Türkiye’de doğmuş bir teknoloji şirketi.
Bu vizyonla geliştirdiğimiz ilk ürün olan WeWALK Akıllı Baston, geleneksel beyaz bastonun sağladığı özgürlüğü yapay zekâ teknolojileri ile güçlendiren bir yenilik.
Göğüs ve baş hizasındaki engelleri algılar ve kullanıcıyı sesli ya da titreşimli olarak uyarır. Adım adım navigasyon ile kullanıcıların gitmek istedikleri yere çok daha kolay ulaşmalarını sağlar.
Toplu taşıma entegrasyonu sayesinde duraklara, hatlara, otobüsün ne zaman geleceğine ve kaç durak sonra inileceğine dair tüm bilgileri sunar.
Yakındaki önemli noktaları listeleyerek ihtiyaç duyulan mekâna tek tuşla navigasyon başlatır. Yapay zekâ entegrasyonu ile kullanıcı bastona dilediği soruyu sorabilir; ihtiyaç duyduğu bilgilere hızlıca ulaşabilir.
Kullanıcılarımızla yaptığımız etki araştırmaları sonucunda, WeWALK Akıllı Baston’un özellikle çocuklar ve sonradan görme engelli olanlar için bağımsız hareket süreçlerinde çok kolaylaştırıcı bir rol oynadığını gözlemliyoruz. Görme engelliler için bağımsızlığın erken yaşta geliştirilmesi çok önemli; fakat ne yazık ki pek çok görme engelli çocuk ve genç, toplumdaki önyargılar sebebiyle baston kullanmaktan kaçınıyorlar. WeWALK sahip olduğu teknolojiler sayesinde özellikle çocuk ve gençlerin çok ilgisini çekiyor ve baston kullanmaya alışma süreçlerini onlar için daha motive edici, daha güvenli ve daha erişilebilir kılıyor.
Sonradan görme engelli olan kişilerde ise adaptasyon sürecinin en zorlu kısmı genellikle “yeniden bağımsız olabilme” duygusu. WeWALK, bu dönemde sunduğu teknolojilerle yalnızca bir araç değil, aynı zamanda özgüven, bağımsız hissetme gibi duyguları arttıran güçlü bir psikolojik destek unsuru hâline geliyor.
Yaptığımız etki araştırmaları sonucunda WeWALK kullanıcılarının dışarı tek başına çıkma sıklıklarının arttığını, kendilerini daha güvende hissettiklerini ve bağımsızlık algılarında belirgin bir güçlenme olduğunu gözlemliyoruz. Bu nedenle WeWALK’un özellikle görme engelli çocuklara ve gençlere ulaştırılmasını toplumsal bir yatırım olarak da görüyoruz.
Yapay zeka devrimi (özellikle görme ve görüntü işleme teknolojileri) erişilebilirlik alanında kartları yeniden dağıtıyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde, görme engelli bir bireyin şehirdeki mobilitesinde 'bilim kurgu' gibi görünen nelerin gerçeğe dönüştüğüne mi şahit olacağız?
WeWALK olarak bu alandaki gelişmeleri yalnızca yakından ve büyük bir heyecanla takip etmekle kalmıyor; aynı zamanda geleceğin mobilite deneyimini şekillendirecek ciddi Ar-Ge yatırımları da yapıyoruz. Yapay zekâ odaklı çalışmalarımız sayesinde, önümüzdeki dönemde engel algılamadan navigasyona, çevredeki önemli noktaların gerçek zamanlı olarak anlaşılmasından baston üzerinden toplanan verilerle kişiselleştirilmiş ve entegre geribildirim sunmaya kadar pek çok alanda çok daha zengin, çok daha akıllı teknolojileri kullanıcılarımıza ulaştırmayı ve hem daha güvenli hem de daha sezgisel bir mobilite sunan bir WeWALK ekosistemi yaratmayı hedefliyoruz.
3 Aralık Dünya Engelliler gününe dair okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir mesajınız var mıdır?
3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nün gerçekten kutlanabilir bir gün olabilmesi için, erişilebilirlik ve engelli kapsayıcılığı konusunda atılacak çok daha fazla adım, üstlenilmesi gereken çok daha fazla sorumluluk olduğunu kabul etmeliyiz. “Sevgi her engeli aşar”, “Hepimiz birer engelli adayıyız” gibi sorunları görünmez kılan söylemler ya da kısa süreli göz bağlamak, tekerlekli sandalyeye oturmak gibi empati etkinlikleri hiçbir engellinin hayatında somut bir iyileşme yaratmıyor.
Artık gerçekçi bir kabullenmeye ve gerçek çözümlere ihtiyacımız var. Erişilebilirliği, engelli kapsayıcılığını bir “lütuf” değil, temel bir hak olarak görmeye; duygusal mesajlar yerine yapısal dönüşümler konuşmaya; engellilerin karşısındaki engelleri kişilerin farklılıklarında değil, toplumun eksik tasarlanmış sistemlerinde aramaya başlamalıyız.
Ancak o zaman 3 Aralık yalnızca bir farkındalık günü olmaktan çıkıp, eşitlik ve kapsayıcılık kazanımlarının kutlanabildiği bir gün haline gelebilir.






