Gündem resmen alev aldı. Hukuk literatürüne “Hatırlamıyorum.. Duydum.. Hissettim” ifadeleriyle girmeye hak kazanan İBB iddianamesi, kanıtlarla değil “değerlendirmelerle” yol alıyor. Ardından “kapatma değil” dedikleri CHP’yi kapatma hamlesi ve “YAS” ilan etmek için ne beklediklerini anlayamadığımız C130 kazası gündemde. Ahmet El Şara’nın kritik Beyaz Saray randevusunda Trump’ın mide bulandıran “aşağılayıcı” tavrı dikkat çekiyor.
İlk olarak Fatih Tezcan’ın paylaşımına değinmekte fayda var. 20 askeri kaybettiğimiz o feci kaza sonrası şöyle bir paylaşım yaptı: "İddianame çıkardık diye uçağımız indiriliyor, vuruluyor. 20 şehidimiz var. Arkasındaki İsrail, arkasındaki İngiltere, arkasındaki emperyalistler, Türk düşmanları, Türkiye düşmanları.” Cem Küçük de iddianamenin olduğu gün bu kazanın olmasını şüpheli bulduğunu belirtti.
Bunun yanı sıra, İBB iddianamesinin içeriği de tartışmalı. Deniz Zeyrek, iddianameyi güvendiği hukukçulara göndermiş ve mütalaalar almış. İddianamede dikkat çeken bazı noktalar:
- Suç tarihleri arasında bir tutarsızlık var. İmamoğlu’nun örgütü 2015’te kurduğu söyleniyor ama bazı tanık beyanları 2014’e işaret ediyor.
- Rüşvet gelirlerinin nerede kullanıldığı belirsiz. İddianamede kişisel çıkar için mi yoksa parti içi faaliyetler için mi kullanıldığına dair net bir ayrım yok.
- Maddi delillerle sonuçlar arasındaki ilişki yorumlara dayanıyor. Örneğin tapular ve araç kayıtlarındaki değişiklikler suç delili olarak gösteriliyor.
- İddianamedeki suçlamaların büyük bölümü itirafçıların ifadelerine dayanıyor. Bu itirafçıların güvenilirliği sorgulanıyor.
Zeyrek, iddianamede “örgüt gizlilik esasına göre hareket etmiş” görüşünün hakim olduğunu da ekliyor. Bu durum, yeterince delil toplanamamasının kanıtı olarak gösteriliyor. Gazetecilerden de bahsediliyor, Ruşen Çakır’ın paylaşımıyla yazı tamamlanıyor: “TANIMADIĞINIZ BİRİSİNİ TANIMADIĞINIZI NASIL İSPATLARSINIZ?”





