Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Alman koalisyon hükümetinde yaşanan sorunları ve bu sorunların Almanya'nın geleceği için ne ifade ettiğini AA Analiz için kaleme aldı.
Aşırı sağın yükselişinin Almanya'da siyaseti ciddi şekilde zora soktuğu görülüyor. Son seçimlerde aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi'nin (AfD) aldığı yüzde 20,8'lik oy oranı ülkede yeni bir siyasal iklim oluşturdu. En çok oyu alan Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) için Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ile koalisyon kurmaktan başka seçenek kalmadı. Zira koalisyon kurabileceği diğer parti olan Yeşiller ile birlikte yeterli oy sayısına ulaşamıyordu ve geri kalan aşırı sağcı AfD ve aşırı solcu Die Linke ile koalisyon yapmayacağını zaten seçim öncesinde açıklamıştı. AfD'nin aldığı yüksek oy oranı Hristiyan Birlik Partilerini SPD ile koalisyona mecbur bıraktı ve bunu bilen SPD de koalisyon görüşmelerinde taleplerini yüksek tuttu.
Bu şekilde eli güçlü olarak koalisyon görüşmelerine giren SPD'nin koalisyon anlaşmasına sandıktaki oy oranını çok aşacak şekilde kendi rengini vermesi, Almanya'da federal hükümetin kurulması sonrasında yaşanan krizlerin temel nedenini oluşturuyor. CDU/CSU içerisindeki bu durumdan hoşnut olmayan kesimler birçok konuda koalisyon anlaşmasının dışına çıkarak SPD'yi yeni taleplerle karşı karşıya bırakıyorlar ve bu çerçevede yaşanan tartışmaların kamuoyu önünde yürütülmesi federal hükümetin geleceğiyle ilgili soruların sorulmasına neden oluyor.
Koalisyon krizleri; Anayasa Mahkemesine yeni üye seçimi sırasında SPD'nin önerdiği Frauke Brosius-Gersdorf'un koalisyon anlaşmasına aykırı olarak CDU/CSU parti grubunda tartışmaya açılması ve reddedilmesi sonrasında SPD yeni bir aday önermek zorunda kaldı. Ancak bu tartışmalar sırasında koalisyonun büyük ortağı CDU/CSU'nun bu meseleyi yönetme biçimi SPD tarafından ağır şekilde eleştirildi. Federal hükümeti krize sürükleyen bir başka tartışma, koalisyon görüşmeleri sırasında kararlaştırılan yeni emeklilik yasa tasarısı çerçevesinde yaşandı. SPD'nin ve CSU'nun önem verdiği ve 2026 başından itibaren yasalaşıp yürürlüğe girmesi hedeflenen bu tasarıyla emekli maaşlarının belli bir düzeyin altına düşmemesi ve çocuk sahibi kadınların emeklilik dönemlerindeki dezavantajlarının ortadan kaldırılması öngörülüyor.
Almanya’da Hristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlar arasında kurulan hükümetin göreve başlaması için federal mecliste yapılan güven oylamasında Merz’in ilk turda güvenoyu alamayıp ancak ikinci turda çoğunluğu sağlayabilmesi aslında bu hükümetin işinin zor olacağını göstermişti. Başbakan Merz’in SPD ve AfD arasında sıkıştığı görülüyor. Aşırı sağcı AfD’nin nefesini en fazla ensesinde hisseden parti kuşkusuz merkez sağı temsil eden CDU/CSU’dur. Zira AfD, Hristiyan Birlik Partilerinin sağ seçmeni temsil edemediğini ileri süren milliyetçi bir söylemle bu partilerin tabanını kendine çekiyor. Son yapılan kamuoyu yoklamaları AfD’nin CDU/CSU’yu da 1 puan geçerek yüzde 26,3 oyla birinci parti konumuna yükseldiğini gösteriyor.
Almanya’da ekonomik sorunlar ve daha da önemlisi bu sorunlara dair algıların koalisyon hükümetini en fazla zorlayan konuların başında geldiğini söylemek mümkündür. Ekonomik gücün en önemli göstergesi olan GSYH büyüklüğü açısından Almanya’nın küresel rakipleri ABD ve Çin’in çok gerisine düşmesi, bu ülkenin dış ticaret fazlası ve işsizlik rakamları açısından çok olumlu rakamlara sahip olmasına rağmen ciddi yapısal sorunlara sahip olduğunu gösteriyor. Almanya’nın dış politikada kendisinden beklenen Avrupa’ya liderlik yapma görevini nasıl yerine getireceği merak ediliyor. Başbakan Merz’in en büyük rakibi AfD ile koalisyon ortağı SPD arasındaki sıkışmışlığı aşma konusunda başarılı olup olmayacağı, Almanya’nın karşı karşıya bulunduğu krizlerin üstesinden gelmesinde belirleyici olacak.





