Işıl Çalışkan

Sabah işe giderken de akşam dönerken de başı önde, yorgun “Fabrika Kızı”. Gün boyunca tütün sarıyor, çalışırken bir evin, mutlu bir yuvanın hayalini kuruyor. Şarkıyı yıllardır ezbere söylüyoruz. Bugün çalışmanın geçinmeye yetmediği bir hayatta, o fabrika kızının yorgunluğu da kurduğu hayaller de bize uzak gelmiyor. Çalıştığı hâlde dilediği hayata kavuşamayan o genç kadın, Alpay’ın sesiyle hayatımıza girmişti. Alpay’a veda etmenin hüznüne, “Fabrika Kızı”nın anlattığı hayatın hâlâ değişmemiş olması da ekleniyor.

14 Ekim’de, 91 yaşında kaybettiğimiz Alpay’ın altmış yılı aşan müzik hayatında başka insanların hikâyeleri de var. “Eylül’de Gel”de okul yolunda sevgilisini bekleyen genç, “Tren”de şehre umutla gelen ve oradan yorgun ayrılan yolcular… Alpay’ın şarkılarında kimi zaman kendi hayatımızdan bir parçayı bulduk, kimi zaman başkasının derdini dinledik. Söylediği şarkılar kadar onları seçen müzisyene de bakmak gerek.

SATMAYAN BİR PLAĞIN GURURU

Alpay’ı anarken ilk akla gelen şarkılardan biraz uzaklaşıp ‘Güven Parkı’na dönmek gerek. 1975 tarihli albüme adını veren, on dakikayı aşan eserin sözleri Can Arpaç’a, bestesi Müjdat Akgün’e ait. Para kazanmak için Ankara’ya gelen Fatma Kız’ın hikâyesi anlatılır burada. Bir iş bulma ümidi, şehrin ortasında bekleyen insanlar, geçim derdi…

Alpay, Eylül 2004’te Doğan Kitap’tan çıkan Eylülde Gel: Anılar’da bu albümden “Hiç satılmayan, bana gurur veren bir uzunçalar” diye söz etmişti. Murat Meriç’in kitaptan aktardığı cümleyi seviyorum. Bir plağın satmadığını söylemekten kaçınmıyor; buna rağmen ondan duyduğu gururu dile getiriyor. Müzisyenin kendi işine verdiği değerle piyasanın biçtiği değer her zaman birbirini tutmaz. Güven Parkı, Alpay’ın hayatında bunun bir örneği.

1935’te Ankara’da doğmuş, Ankara Demirspor ve Gençlerbirliği’nde futbol oynamış, Genç Milli Futbol Takımı’na seçilmişti. Hukuk fakültesini bitirdi. Fakat hayatını müzikle kurdu. 1960’lardan başlayarak farklı dillerde şarkılar söyledi; Fransız şansonları, İtalyan şarkıları, türkü düzenlemeleri, folk ve rock denemeleri yaptı. Bugün birkaç büyük şarkıyla andığımız bu uzun kariyerde, merakını canlı tutan bir müzisyen vardı.

Cemal A. Kalyoncu’yla yaptığı, Aksiyon’un 9 Aralık 2002 tarihli 418. sayısında yayımlanan söyleşide, daha çok satmak ya da beğenilmek için kendisini şartlandırmadığını şu sözlerle anlatıyordu: “Kendi zevkimi, kendi içtenliğimi yansıttım.” Aynı bölümde, “Ben yeni şeylerin peşinde koşan bir insanım” diyordu.

Kendi beğenisine güvenmesi, birlikte çalıştığı insanların sözlerine kulağını kapattığı anlamına gelmiyordu. Marc Aryan’ın bestesine Fecri Ebcioğlu’nun Türkçe sözler yazdığı “Eylül’de Gel”i, Ebcioğlu’nun önerisiyle söylemişti. 29 Eylül 2024’te Habertürk’te yayımlanan söyleşisinde, dostunun “Muhakkak bu şarkıyı söylemen lazım” sözlerini ve şarkının gördüğü büyük ilgiyi anlatıyordu. Bora Ayanoğlu’nun kendisini aramasından, “Fabrika Kızı”yla yollarının kesişmesinden de söz etmişti. Alpay’ın müzik hayatında kendi zevki kadar bu karşılaşmaların, dostlukların ve birlikte çalışmanın da payı vardı.

ŞARKIDAKİ KADINI GÖRMEK

1970’te yayımlanan “Fabrika Kızı”nın söz ve müziği Bora Ayanoğlu’na ait. Ayanoğlu, Cibali Tütün Fabrikası’nda gördüğü kadın işçilerden hareketle yazmıştı şarkıyı. Alpay’ın sesinden yayılan hikâyede genç kadının güzelliğinden önce çalışma günü, yorgunluğu ve hayalleri çıkar karşımıza.

Sabah ve akşam aynı görüntünün tekrarlanması boşuna değildir. Arada geçen onca saat, sarılan tütünler, kurulan hayaller… Günün sonunda yine başı öndedir. Şarkıdaki ev isteğini bir aşk hayali gibi dinleyebiliriz. Ama ekmek derdiyle ve uykusuzlukla birlikte düşününce başka bir anlam kazanır. Çalışmak, istediği hayata kavuşmasına yetmemektedir.

“Fabrika Kızı”nın gücü biraz da burada. Bir kadının hikâyesini kolayca öğrenir, birlikte söyleriz. Fakat o kadını yoran düzeni düşünmeden söylediğimizde, şarkıdan geriye hüznü kalır.

Ayanoğlu’nun söz ve müziğini yazdığı, Alpay’ın seslendirdiği “Tren” de 1970 tarihli bir eser. Alpay’ın daha önce yorumladığı “Kara Tren” türküsünden ayrı bir şarkı bu. Şehre umutla gelen genç yolcunun karşısında, oradan yorgun ayrılan bir adam vardır. Aynı şehir, birine henüz yaşanmamış bir hayat vaat ederken ötekini eli boş göndermiştir. “Tren”deki yolculukla “Fabrika Kızı”ndaki mesainin birbirine değdiği yer, insanların geçinebilmek için harcadıkları ömürdür.

Bu hikâyeleri kuran Ayanoğlu’nun emeğini teslim ederek, Alpay’ın onları nasıl değerlendirdiğine de bakmalı. Murat Meriç’in aktardığına göre Alpay, Roll’un Ocak 2003 tarihli 71. sayısında Merve Erol’a verdiği söyleşide, toplumsal içerikli şarkılarının ortak meselesini şöyle anlatıyordu: “Sınıflar arasındaki farklılıklara ve o sınıfların sıkıntılarına…” Aynı söyleşide, benzer mesajları sürekli tekrarlamaya da itiraz ediyordu: “Beş kere verildiği zaman iş sömürüye giriyor.”

Bana kalırsa bu, şarkıyı seçerken olduğu kadar söyledikten sonra da yaptığı işi tartmasının bir işareti.

HİÇ SÖZÜNÜ SAKINMADI

1996 tarihli “…ve Alpay 1996” albümünde yer alan “Ellerinde Güllerle”yi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’a adadı. 2013’te Ethem Sarısülük anısına yayımlanan “Ethem’in Sessiz Çığlığı”nı seslendirdi. Bu eserin kaynak metni Hüseyin Fehmi İnci’nin “Vasiyet” şiiriydi; bestesi Alper Kömürcü’ye aitti.

Gazetemizin 5 Haziran 2019 tarihli haberine göre, Alpay’ın 22 Mart’ta Zorlu PSM’de verdiği konserde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Berkin Elvan’ın fotoğrafları gösterildi. Alpay hakkında, konserde “Sıradaki şarkım, devlet tarafından zalimce katledilen bu güzel insanlara gelsin” demesinin ardından, bir kişinin ihbarı üzerine soruşturma başlatıldı. İhbar, sanatçının terör örgütü üyelerini övdüğü ve devleti aşağıladığı iddiasına dayanıyordu. Alpay, gazetemize yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Ben sanatçıyım, her sanatçı haksızlığa uğrayanların ezilenlerin yanında olmak zorunda.” Devlet eleştirisi hakkındaki düşüncesi de şöyleydi: “Devlet denen kurum kritik edilmeyecek bir kurum değildir.”

Bu sözleri okurken Güven Parkı’ndan duyduğu gururu, toplumsal şarkıları üzerine söylediklerini düşünüyorum. Alpay, hem yaptığı müziği kendi ölçüsüyle değerlendiriyor hem sanatçıya haksızlık karşısında bir sorumluluk yüklüyordu. Sözlerinden, şarkı seçimiyle kamusal sözünü ayrı tutmayan bir sanatçı portresi çıkıyor.

Kalyoncu’yla yaptığı söyleşinin sonunda, hayatından ve beklentilerinden söz ederken “Haysiyetle yaşamak önemli olan” demişti. Sevdiği müziği yapma ısrarında, satmayan bir plağı gururla anabilmesinde ve ezilenin yanında durmayı sanatçının görevi saymasında bu sözün karşılığı var.

Alpay’ın sesiyle, şarkılarıyla birlikte düşünceleri de yaşamaya devam edecek.