Kroos ve Modric’in ayrılışından bu yana Real Madrid, oyunun yönetimini üstlenecek bir futbolcunun eksikliğini ve yarattığı boşluğu derinden hissetti. Takımın oyun hükmetme, domine etme ve hatta bazen tehlikeli ataklar geliştirme konusundaki yetersizliği, ekibe yönelik ana eleştirilerin başında geliyordu.

Xabi Alonso, takımın ağırlığını omuzlaması gereken isim olarak Arda Güler’e yatırım yapmıştı. Ancak işler ters gitmeye başladığında ve Jude Bellingham geri döndüğünde, Xabi bu fikrinden vazgeçti. Arda’nın bazı maçlarda baskı altında kaldığı bir gerçekti; ki eski teknik direktör bu konuda Dünya Kulüpler Kupası sırasında uyarıda bulunmuştu. Alonso ayrıca yaz transfer döneminin parlayan ismi Mastantuono’ya da güvenmişti. 18 yaşındaki genç yıldız, Metropolitano’daki derbiye ve yaşadığı sakatlığa kadar sürekli ilk 11’deydi.

Arbeloa ise takıma pres yapan, oyunun öznesi olan, ofansif ve geçiş hücumlarında rakibe zarar verebilen bir kimlik kazandırma fikriyle geldi. Tüm bunlar, söylemesi kolay uygulaması zor olan bir şeye dayanıyordu: Top dolaşımının hızını ve hassasiyetini artırmak. Bunun için sadece belirli profilde futbolculara değil, gerekli saha içi hareketliliği yaratacak bir kurguya ihtiyacınız vardı.

Albacete elenmesiyle zirve yapan karamsarlık döneminde, pek çok kişi taşların yerine oturmadığını savunuyordu. Franco’nun transferi sorgulanıyor, Arda ise odağını kaybetmiş ve Bellingham ile uyumsuz olarak damgalanmıştı.

Albacete: Güler ve Mastantuono İçin Dönüm Noktası
Ancak Albacete maçından sonra her şey değişti. Arbeloa, Levante maçında her iki oyuncuyu da kulübeye çekti ancak Bernabéu’daki protesto ıslıkları arasında takımı iyileştirmek için onları acil bir önlem olarak sahaya sürmekte tereddüt etmedi. Ve haklı çıktı: Bu çocuklar maçı değiştirdi.

Real Madrid hatlar arası oyunu buldu, top dolaşımını geliştirdi ve forvetleri daha iyi pozisyonlarda topla buluşturdu. Arbeloa bu durumu not etti ve sonraki iki maçta her ikisine de ilk 11’de şans verdi.

Peki neden?

  1. Gurur: Albacete yenilgisinden sonra durumu tersine çevirmek için büyük bir karakter koydular. Sorumluluk aldılar ve pes etmek yerine seviyelerini yükselttiler.
  2. Hız: Her ikisi de takıma 1 veya 2 dokunuşla oynama kıvılcımını veriyor. Karar alma mekanizmalarıyla Real Madrid’in oyununu geliştiriyor, farklı pas yükseklikleri sağlayarak top trafiğini anlamlı kılıyor ve kombinasyon oyununu artırıyorlar. Onlar sahadayken takım daha iyi domine ediyor.
  3. Bağlılık: Fedakarlıkları takımın dengede kalmasını sağlıyor. Arda Güler, fiziksel durumuyla her zaman eleştirilirdi ancak Madrid’e geldiğinden beri bu yönünü çok geliştirdi. Real Madrid’de oynamak için sadece kalitenin yetmeyeceğini, çaba ve fedakarlığın da gerektiğini anladı. Türk oyuncu, elindeki her şeyi takımın hizmetine sunuyor.
    Franco ise sağ kanatta takdire şayan bir iş çıkarıyor. Fede Valverde ile kurduğu ortaklık sadece hücumda değil, savunmada da giderek daha üretken hale geliyor. Top kaybı sonrası hızı takıma rakip sahada çok top kazandırıyor; geçildiğinde ise geri koşmaktan veya Fede’ye kademe yapmaktan asla çekinmiyor.

Arbeloa, futbolcuların eğlenmesini istiyordu ve bunun yolu özgürlükten geçiyordu. Franco ve Arda gibi dinamik iki oyuncu, takım için çok daha fazla fırsat yaratıyor.
Tüm bunların ötesinde, Arda Güler’in şu an Avrupa’nın en iyi asistçilerinden biri olduğunu unutmamak gerek. Şimdiden 11 asiste ulaştı ve Kylian Mbappé’nin en iyi ortağı haline geldi. Yetmezmiş gibi, Güler duran toplarda tam bir tehdide dönüştü. Arbeloa, Güler ve Franco’ya yatırım yaptı çünkü onlar bunu sahada hak ettiler. Arbeloa "uyumsuzluk" iddialarından kaçtı ve takıma daha iyi futbol oynaması için bir yöntem sundu.
İstatistiklere göre Real Madrid süper bir yıldız buldu: Arda Güler