Karmaşık duygular hissettiğiniz anlarda kalbinizin sesi mi yoksa zihninizin bir oyununun mu devrede olduğunu anlamak çoğu zaman zor olur. Birine karşı hissettiğiniz duygular zaman zaman o kadar belirsizleşir ki kendinizi tutku dalgasının içinde mi yoksa saplantı hapishanesinde mi olduğunuzu anlamakta zorlanırken bulabilirsiniz. Peki bu durum aşk mı saplantı mı? Anlamanın bir yolu var...
Aşk ve takıntı arasında çok ince bir çizgi var. Aslında psikolojide limerence yani duygusal esaret olarak adlandırılan bir durumla ayrılıyor. Hayatınıza aldığınız kişinin varlığı sizi özgürleştirmek yerine kısıtlıyorsa bu durumu incelemekte fayda var. İşte bir ilişkinin gerçek rengini ortaya çıkaran kritik farklar!
AŞK MI TAKINTI MI?
Aşk kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlarken takıntı ise kişiyi odağındaki insana bağımlı hale getirir. Aşık olduğunuzda partnerinizin mutluluğu sizin için bir motivasyon kaynağıyken takıntılı bir durumda karşı tarafın hayatı üzerinde kontrol kurma isteği ve sürekli bir onaylanma ihtiyacı ön plana çıkar. Takıntının en büyük belirtisi ise karşıdaki kişiyi olduğu gibi değil zihninizde yarattığınız kusursuz bir heykel gibi görmektir. Gerçek aşk, partnerinizin hatalarını, eksiklerini ve insani yanlarını kabul etmeyi içerir. Partneriniz zihninizde yarattığınız imaja uymadığında onu değiştirmeye kalkıyorsanız bu durum takıntının ve arzunun işaretidir.
REDDEDİLME KORKUSU VE GÜVEN DUYGUSU
Sağlıklı bir ilişkide güven, temel yapı taşıdır. Partnerinizden bir süre haber alamadığınızda ya da o kendi sosyal çevresindeyken huzurluysanız bu aşkın getirdiği özgüvendir. Sürekli bir terk edilme korkusuyla "Nerede?", "Kiminle?" soruları zihninizi bir saniye bile terk etmiyorsa bu durum duygusal bir güvensizliğin ve takıntının dışavurumudur.






