Artık anladım ki şu internet dünyası insanın beynini okuyor.

Bu net!

Yeter ki siz bir şeyler düşününün.

Düşünmeye başladığınızda elinizdeki o cep telefonunun interneti sizin yerinize hemen harekete geçiyor ve düşünmeye başlıyor.

Düşündüğünüzü de önünüze koyuyor.

Hani diyeceğim o ki ülkemizde Eylül 2026 ortasından itibaren kartopu gibi giderek büyüyen… Üzerine dünyanın lafı…

Yorumu…

Tartışması…

Düşüncesi söylenen, ancak -şu ana kadar- herhangi bir yol kat edilmeyen…

Gerek İktidar partisinin genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan gerekse Adalet Bakanı Gürlek bu fon meselesiyle ilgili “İşin sonu nereye giderse gitsin peşi bırakılmayacak” diyorlar.

Diyorlar, ama Anamuhalefet ve muhalefet parti başkan ve sözcülerinin iddialarına göre Cumhurbaşkanının masasının üzerinde denilen fon vurgununu yapanların listesi; “Neden açıklanmıyor? Hemen açıklanmalı” gibilerinden serzenişler ayyuka çıkınca, üstelik de esas sorumluların bu konuda herhangi bir şey yapmaması durumunda, insanın aklına, “Bunları birileri mi korunuyor?’ sorusu gelmiyor değil.

Yıllar önce, -sanırım 2019’un şubat ayı olacak- Mersin, Çamlıyayla AKP İlçe Başkanı Mehmet Ali Yetiş, dönemin ilçe belediye başkanı kastedilerek (Tabi başkanla ilgili ortaya atılan iddialar doğrudur değildir orasını ben bilemem, ancak); "Vatan hainlerinin yanında yer almaktansa, hırsız bizim hırsızımız, biz yanında yer alırız. Yarın burayı Allah korusun kaybetme durumunda, bunun hesabını veremeyiz." demişti.

Demişti de bugün gelinen nokta nedir, o da gün gibi ortada!

Düne kadar vatan haini iddiası ile suçlananlarla bugün Sayın Mehmet Ali Yetiş’in partisi, APO’ya özgürlük için uğraşıp duruyor ya, onun da yorumunu size bırakayım.

Çünkü siyasilerimiz “Siyaseten söylenen hiçbir söz ciddiye alınmamalı. Çünkü dün öyle söylenir, bugün aksi söylenir. O siyaset içinde söylenen bir şeydir.”

Esasında da siyasiler hep öyle yapıyor zaten.

Bir taraf siyaset içinde ağıza geleni söylerken, diğer taraf doğru bulunmayan o söze ya da eyleme karşı ses çıkartamıyor.

Susan susana!

İşte tam da ben bunlarla kafayı yorarken elimdeki o cep telefonuna baktığımda, söz karşıma çıktı.

“Zulmeden dindardan daha kötüsü, ‘Zalim Bizdendir’ diye susan dindardır.’ Ali Şerati” yazıyordu.

Aklımı okuyan internet karşıma bunu çıkardı.

Hadi buyurun bakalım.

‘Ali Şerati kimdir?’ diye araştırdığımda, ‘İranlı düşünür, sosyolog hatta dinler tarihçisi’ olduğunu öğrendim.

İçinde bulunduğumuz şu günlerde bu sözün çok anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Yaşanan bu olaylar sonrasında, yoruma bile ihtiyaç duyulmayacak kadar açık bir şekilde aklın ve vicdanın kabul edeceği bir söz.

Ne diyeyim, masanın üzerinde olduğu iddia edilen listenin açıklanması için “Biraz sabır!” diyorum.

“Biraz sabır” diyorum, çünkü bu konuda hem Cumhurbaşkanımıza hem de Adalet Bakanımıza güvenmek zorundayız. Öyle görünüyor ki onlar da bu işin peşini bırakmayacaklar.

Ha, “Onlardan da bir sonuç çıkmazsa ne olur?” derseniz, ben yine de “Büyüklerimizce yapılacak açıklamayı beklemek gerek.” derim.

“Hem biz ne yapabiliriz ki?” demiyorum.

En azından bir şey yapabiliriz!

Sandık önümüze geldiğinde ben akıl ve özgür irademle oyumu atar sandığın sonucuna bakarım.

İnanın bana bu düşünce beni çok rahatlatıyor.

Yeter ki bizler kendi irademizle oyumuzu sandığa atalım, görün bakın o sandıkta bugünkü sıkıntıları ortadan kaldırılacak neler çıkacak!

Sandık önümüze geldiğinde:

“Atalım sandığa oyumuzu, görelim sonucunu!” derim.