Zürih’e indiğimde saat öğleni geçmemişti. Otel rezervasyon saati henüz gelmediğinden, bu boş zamanı değerlendirmeye karar verdim. Zürih’ten yalnızca bir buçuk saat uzaklıkta, minik ama büyüleyici bir ülke vardı: Lihteştayn. Zürih tren istasyonundan biletimi aldım ve 1,5 saatin ardından pencereden hızla geçen yeşil tepeler, göller ve Alp Dağları’nın kartpostal gibi manzaraları eşliğinde Sargans tren istasyonuna vardım. Oradan 12E numaralı otobüsle, sessizliğin başkenti Vaduz’a doğru yol aldım. Yaklaşık 15 dakika süren yolculuğun ardından sizi Vaduz'da bir huzur karşılıyor.
Ne acele eden kalabalıklar var ne de yüksek sesli şehir gürültüsü. Her köşe başında gülümseyen insanlar, tertemiz sokaklar ve dağların gölgesinde huzurla uzanan küçük bir şehir merkezi. Lihteştayn, İsviçre ile gümrük birliği içinde olduğu için İsviçre Frangı (CHF) kullanıyor.
Sessizliği sevenler için Lihteştayn’ın büyüsü tam da burada saklı. Gezmeye Vaduz Kalesi ile başlamak en doğrusu.
Vaduz Kalesi
Şehrin tam üstündeki bu tarihi yapı, yalnızca kraliyet ailesine ev sahipliği yaptığı için ziyarete kapalı, ama kale yoluna çıktığınızda, aşağıda tüm Vaduz’u ve karşınızda karla örtülü Alpler’i izlemek ve tertemiz havayı solumak tarifsiz bir deneyim.
Vaduz’un merkezinde sessizliği bozan tek şey, katedralin çan sesleri. Vaduz Katedrali (St. Florin’s Kathedrale), neo-gotik mimarisiyle ülkenin en zarif yapılarından biri.
Vaduz Katedrali
Şehir merkezinde Kunstmuseum Liechtenstein, yani modern sanat müzesi mutlaka görülmeli. Dış cephesiyle bile bir sanat eseri olan bu müze, küçük ama etkileyici sergilere ev sahipliği yapıyor. Hemen yanında yer alan Postmuseum da ülkenin posta tarihini anlatan renkli pullarıyla ilginç bir durak.
Yeme içme konusunda ise seçenekler az ama özenli. Benim favorim, Alp dağlarının eteklerinde, odun sobası kokan küçük bir restoranda yediğim Käsknöpfle oldu. Lihteştayn’ın meşhur peynirli hamur yemeği. Yanında taze dağ otlarından yapılmış salatası lezzetliydi. Kömür ve taş ocaklarının da yer aldığı geniş vadilerde yer alan bu küçük ama karakterli ülke de insanların yüzü hep gülüyor.
Gürültülü şehirlerden kaçmak, doğayla ve kendinle baş başa kalmak istiyorsan, Lihteştayn sana sessizliğin nasıl bir zenginlik olduğunu hatırlatıyor.
Vaduz’u görmek için 1 tam gün yeterli. Ben burada kalmadım. Ancak doğa yürüyüşleri yapmak veya Alp köylerini keşfetmek istersen 2–3 gün ayırmak iyi olur. Fiyatlar İsviçre standartlarında, yani biraz yüksek. Ortalama bir restoranda ana yemek 25–30 CHF civarında. Bahar ve yaz ayları doğa yürüyüşleri için ideal. Kışın ise kayak severler için ülkenin Malbun bölgesi keyifli bir kaçış noktası.




