BBC Türkçe arşivinden: Uğur Mumcu kendini anlatıyor
24 Ocak 1993'te evinin önünde uğradığı bombalı suikast sonucu hayatını kaybeden Uğur Mumcu, ölümünün 33. yıldönümünde anılıyor. Türkiye'de araştırmacı gazeteciliğin öncülerinden sayılan Uğur Mumcu, özellikle silah kaçakçılığı, terör ve Papa 2. Jean-Paul'e yönelik suikast girişiminde bulunan, gazeteci Abdi İpekçi suikastı hükümlüsü Mehmet Ali Ağca üzerine çalışmalarıyla da uluslararası ün kazanmıştı.
Uğur Mumcu, bu konulardaki araştırmalarından biri sırasında, Aralık 1984'te yolu Londra'ya düşmüş, dinleyici istek programı "Sizlerle Başbaşa" için de BBC Türkçe stüdyolarında, Nuri Çolakoğlu ve Ayça Abakan'ın konuğu olmuştu.
Nuri Çolakoğlu: Konuğumuz Türkiye'de tanınmış gazeteci, yazar Uğur Mumcu. Sadece Türkiye'de değil, uluslararası düzeyde de Uğur Mumcu ün kazanıyor, Ağca konusundaki, terör, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı konusundaki yazılarıyla, araştırmalarıyla. Buraya da yurt dışındaki bir dizi temas sonrasında geldi. Uğur Mumcu'yla biz bugün, bambaşka konularda konuşmak istiyoruz. Genellikle siyaset dışı, günlük hayata ilişkin konular. Uğur Mumcu, bize çok kısa olarak yaşam öykünüzü anlatır mısınız?
Uğur Mumcu: 1942 yılında doğdum, hukuk öğrenimi yaptım, bir ara Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde idare hukuku asistanı olarak çalıştım, daha sonra da gazeteciliğe başladım. 11-12 yıldır da profesyonel gazeteci olarak çalışıyorum. Evliyim, iki çocuğum var.
Ayça Abakan: Hep Cumhuriyet'te mi çalışageldiniz?
Uğur Mumcu: Hayır, daha önce günlük gazete Yeni Ortam'da çalıştım. Asistan olduğum günlerde de dergilerde yazılar yazardım, haftalık dergilerde, günlük gazetelerde yazılar yazardım.
Nuri Çolakoğlu: Bir de tiyatro yazarlığına daldınız çıktınız diyeyim, iki tane oyun oldu şu ana kadar.
Uğur Mumcu: Evet, daldım da, henüz çıkmadım. O da çok derin bir alan. Tiyatro alanında pek iddialı değilim. Fakat yazdıklarımı bir de sahneye koymak istiyorum. İki oyun aslında, yazdıklarımın sahnelenmiş şekli. "Sakıncalı Piyade" biri, "Sakıncasız" da ötekisi.
Nuri Çolakoğlu: Biri Sakıncalı, diğeri Sakıncasız...
Uğur Mumcu: Sakıncalı şu. Düzenin sakıncalı gördüğü insanlar... Onları anlatıyorum. Sakıncasız, eskiden Marksist olup da görüşlerini değiştirip bugün sağcı olan, gününü gün yapan, köşe dönen eski devrimcilerle ilgili. Bunu da şu nedenle yapıyorum: Bir caydırıcı etkisi olsun, herkes görüşünü cami avlusuna bırakılmış çocuklar gibi terk edip kaçmasın. Amacım o.
Nuri Çolakoğlu: İnsanların görüşlerini değiştirmesine karşı mısınız?
Uğur Mumcu: Hayır değilim, insan olumlu anlamda değişiklik gösterir, dünya değişiyor, Türkiye değişiyor, ben de 20 yıl önceki düşüncemi koruyor değilim. Ama aynı çizgide yürüyorum. İnsan görüşlerinde çok köklü değişiklikler de yapabilir, ama ne karşılığında? Önemli olan bu. Şimdi bakıyorsunuz, 20 yıl, 25 yıl önce Yön Bildirisi'ne imza atmış. Yani ne demiş? Kalkınma devlet eliyle olur. Şimdi de kalkınma devlet eliyle olmaz, özel sektör eliyle olur diyor. O zaman bakıyorsunuz bir asistan; şimdi profesör, holding profesörü. O zamanki aylığıyla şimdiki aylığını karşılaştırıyorum, yeterli bir sonuca ulaşıyorum.
Ayça Abakan: Ben tekrar gazeteciliğe döneyim... Nasıl bir uğraş gazetecilik sizin için?
Uğur Mumcu: Gazeteciliği tek başına gazetecilik diye almıyorum. Sanat için sanat gibi. Gazetecilik, bir siyasi işlevin parçasıdır. Onun bir parçası olarak görüyorum, siyasi kavganın, siyasi mücadelenin bir kürsüsü olarak niteliyorum.
Nuri Çolakoğlu: Peki bu kadar yoğun uğraş arasında dinlenmeye vakit buluyor musunuz?
Uğur Mumcu: Çok buluyorum dersem yanlış olur, yazın mesela tatile gidiyorum, plajda okuyucularla karşılaşıyorum. Sohbete başlıyoruz, diyor ki ''Tatil burası, dinleneceksiniz ama biz de sizi burada bulduk, ilerici yazarın tatili yoktur, bizi çekeceksiniz.'' Böyle, güzel, mizahi başlangıç olunca da biz saatlerce denize girmek yerine, eski konularda kulaç atıyoruz.
Nuri Çolakoğlu: Peki, müzik gibi konularla uğraş var mı?
Uğur Mumcu: Var tabii, olmaz olur mu? Müziğin her türünü dinlerim. Akşamları kendi başıma kaldığımda plak dinlerim, arabamda sürekli müzik dinlerim. Türk müziği, Batı müziği, klasik müzik, hepsini.
Uğur Mumcu Suikastı: O tuğla neden hâlâ çekilmiyor?
Ayça Abakan: Peki bir gününüz nasıl geçer?
Uğur Mumcu: Çok sıkıcı. Anlatayım. Sabah kalkıyorum, kahvaltıdan sonra BBC'yi dinlerim, 8.00 haberlerini. Dünyada ne var, ne yok.. Ondan sonra 9.00 haberlerini... Sonra günlük gazeteler gelir, onları okurum, ardından günlük yazımı yazarım. Gazeteye giderim, orada bir kaç saat kalırım, okurlarla görüşürüm. Öğleden sonra ya eve gelirim çalışmaya ya da Meclis kütüphanesine giderim orada çalışırım. Akşam yemekten sonra da ya televizyon seyrederim ya video seyrederim ya da arkadaşlar gelir, onlarla sohbet ederiz.
Nuri Çolakoğlu: Video Türkiye'de giderek yayılan bir hastalık halinde değil mi?
Uğur Mumcu: Efendim onun da nedeni, devletin televizyona verdiği önemle ilgili. Televizyonda seyredecek bir şey bulamıyorsunuz. Televizyonda çok politize. Yani diyelim ki siyasi iktidar dışındakilere söz hakkı çok az tanıyor. Bir de, işte burada örneklerini görüyoruz, bizde öyle güzel programlar yok. O nedenle televizyon yerine video tercih ediliyor.