14 Ekim 2026 sabahı saat 05.30’da polis ekipleri Halk TV’nin İstanbul’daki merkez binasına girdi. Binada arama yapılırken kanalın bulunduğu yol trafiğe kapatıldı, çalışanların girişine bir süre izin verilmedi. Kanala kayyum atanmasının ardından canlı yayın durduruldu. Aynı gün HalkTv’nin YouTube kanalı ile X, Facebook, Instagram, TikTok ve Telegram hesaplarına da erişim engeli getirildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, kanalın Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddialarıyla yürütülen soruşturma kapsamında 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildiğini açıkladı. 11 kişi gözaltına alındı.
Şüphesiz, bir soruşturmanın varlığı ile milyonlarca kişinin haber aldığı bir televizyon kanalının yayınlarının durdurulması ve dijital hesaplarına erişimin engellenmesi birbirinden ayrı değerlendirilmesi gereken meselelerdir. Çünkü burada yalnızca bir şirketin yönetimi ya da bir soruşturmanın tarafları sözkonusu değil. Halkın haber alma hakkı, basın özgürlüğü ve demokratik toplumun temel güvenceleri de tartışmanın merkezinde.
O sabah Halk TV binası önünde gazetecilerin yaptığı yayınları izlerken, ülkemizin en çok izlenen kanalının binasının önünde pek kimse olmadığını fark ettim. Bu insanın içine oturan bir görüntüydü. Ama asıl mesele o binanın önünde kaç kişi olduğu değil, basın özgürlüğüne yönelik saldırılar karşısında sessizliğin giderek olağanlaşması. Merdan Yanardağ “TELE1’i unutmayın” derken belki de en çok bugünlerin ayak seslerini duyuruyordu. Siyasal iktidarın en çok istediği şey de, bu baskıya alışmamız. Önce bir kanala yapılanı izlemek, sonra diğerine yapılanı kanıksamak, en sonunda da hiçbir şeye şaşırmamak.
ALIŞMAYACAĞIZ!
Çünkü basın özgürlüğü bir kanalın değil, hepimizin meselesidir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 28. Maddesi açık: “Basın hürdür, sansür edilemez.” Anayasa’nın 26. Maddesi düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünü, 29. Maddesi ise süreli ve süresiz yayın hakkını güvence altına alıyor. Bunlar kâğıt üzerinde kalacak hükümler değil. Siyasal iktidarın hoşuna gitmeyen haberler karşısında da geçerli olması gereken güvenceler.
Basın özgürlüğü iktidarın gazetecilere tanıdığı bir ayrıcalık değildir. Öyle bir iklimdeyiz ki bu adeta bir ayrıcalıkmış gibi sunuluyor. Halkın haber alma hakkı, siyasal iktidarın korumakla yükümlü olduğu temel bir koşuldur. Gazetecinin görevi iktidarı memnun etmek değil, kamu adına soru sormak, bilgiye ulaşmak, gerçeğin peşine düşmek ve gerektiğinde yönetenleri eleştirmektir. Bu görev yerine getirilemiyorsa yalnızca gazetecilik değil, toplumun kendi geleceği hakkında sağlıklı karar verme imkânı da zarar görür.
Siyasal iktidarın muhalif seslere tahammülsüzlüğü, yalnızca ekranlarda görünen gazetecileri ilgilendirmiyor. Bir medya kuruluşuna yapılan müdahale diğer kuruluşlara da ulaşan bir mesaj hâline gelebiliyor. Haber yaparken başına neler gelebileceğini düşünen gazeteci bir süre sonra kendini sınırlamaya başlayabiliyor. İşte sansürün en tehlikeli biçimlerinden biri de bu: Henüz bir yasak kararı verilmeden korkunun gazeteciliğin sınırlarını belirlemesi.
Peki, Anayasa’mız basın özgürlüğünü güvence altına alırken halkın haber aldığı bir kanalın yayın yapamaz hâle gelmesi nasıl açıklanacak? Haber alma hakkı bir soruşturmanın sonuçlanmasını beklerken askıya alınabilecek bir hak mıdır? Bir medya kuruluşunun susturulması o kanalı izleyen milyonlarca insanın bilgiye erişimini nasıl etkileyecektir?
Üstelik Halk TV’ye yapılan müdahale, TELE1’in ardından yaşanıyor. Bu iki olay arasındaki bağı kurmak için bütün ayrıntıların aynı olmasını beklemek gerekmiyor. Önemli olan, basın kuruluşlarının karşı karşıya kaldığı müdahalelerin birbirinden kopuk olaylar olarak görülmesi ve her yeni olayın bir öncekini unutturmasıdır. Ve esasen en büyük tehlike, toplumun giderek daha az tepki vermesi. Dün kabul edilemez bulduğumuz bir uygulamayı bugün olağan karşılamak yarın daha ağır müdahalelerin önünü açabilir. Açıyor da! Bir kanalın susturulmasına itiraz etmemek, sıranın kime geleceğini beklemekle sonuçlanabilir. Sonuçlanıyor da! Halk TV’nin binasının önündeki sessizlik de bu nedenle üzerinde düşünülmesi gereken bir görüntü. Dayanışma göstermek ve basın özgürlüğünü savunmak için o kanalın her yorumuna katılmak zorunda değiliz. Bilakis, özgürlük tam da katılmadığımız görüşlerin de ifade edilebildiği, eleştirilebildiği ve kamuoyuna ulaşabildiği bir ortamda anlam kazanır.
Tam da bugün Merdan Yanardağ’ın “TELE1’i unutmayın” sözünü yeniden hatırlamanın zamanı. TELE1’i, Halk TV’yi, erişim engeli altındaki T24’ü unutmayalım. Gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskıları, yayınların durdurulmasını, haber kaynaklarına getirilen engelleri sıradanlaştırmayalım.
Siyasal iktidarlar değişebilir, kanallar değişebilir, hedef alınan gazeteciler değişebilir. Ancak basın özgürlüğü, iktidarların tercihine göre değişebilecek bir hak değildir. Anayasal güvence en çok da iktidarın hoşuna gitmeyen sesler için gereklidir.
Alışmayacağız! Çünkü susturulan yalnızca bir televizyon kanalı değil, halkın haber alma hakkıdır.
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin
Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin