Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkanı ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kadir Temiz, ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleşen görüşmeyi ve bu görüşmenin ne anlama geldiğini AA Analiz için kaleme aldı.

Güney Kore'nin liman kenti Busan'da Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen görüşme iki ülke arasındaki diplomatik temasın yeniden başlaması ve küresel sistemdeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesi bakımından önem taşımaktadır. Altı yıllık bir kesintinin ardından yeniden tesis edilen stratejik diyalog, iki büyük güç arasında yaşanan güven bunalımının giderilmesi ve ilişkilerin geleceğinin yeniden tanımlanması yönünde kritik bir adım olarak öne çıkmaktadır. Busan görüşmesi, hem Washington'un hem Pekin'in "yönetilebilir rekabet" formülünü kurumsallaştırma iradesini yansıtırken mevcut yumuşama sürecinin kırılgan doğasına da işaret etmektedir.

Rekabet içinde işbirliği olarak özetlenebilecek bu yaklaşım, sistemin iki büyük aktörünün hem ekonomik bağımlılıklarını sürdürmesini hem de stratejik özerkliklerini korumasını mümkün kılmayı hedeflemektedir. Bu eğilim, aynı zamanda son dönemde uluslararası sistemde tartışılan "G2" ya da "eş hegemonik yönetişim" tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Busan’daki lider diplomasisi, çok kutuplu düzen söyleminin yerini iki kutuplu bir istikrar arayışına bırakıp bırakmadığı sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Ancak, taraflar arasındaki güven eksikliği, Tayvan ve Güney Çin Denizi gibi kritik alanlardaki jeopolitik farklılıklar bu yumuşamanın kalıcılığını sınayacak temel faktörler olarak öne çıkmaktadır. ABD iç siyasetinde Çin karşıtı eğilimlerin güçlü kalması, Pekin'in de iç ekonomik yavaşlamayı dış politika manevralarıyla dengelemeye çalışması sürecin seyrini belirleyecek unsurlar arasında sayılabilir. Dolayısıyla "Busan ruhu" bir dönüm noktası olma potansiyeli taşısa da kırılgan yumuşamanın kalıcı bir barış mimarisine evrilip evrilmeyeceği zamanla anlaşılacak.

Sonuç olarak Busan görüşmesi, Çin-ABD ilişkilerinde karşılıklı bağımlılığın çatışma potansiyelini sınırladığı, ancak rekabetin yapısal karakterini ortadan kaldırmadığı bir döneme işaret etmektedir. Bu nedenle Busan'da gerçekleşen görüşme yeni bir başlangıçtan çok mevcut küresel sistemin gerilimleriyle uyumlu "yönetilebilir bir geçici ateşkes" olarak görülmelidir. Bu görüşme küresel ekonomi ve uluslararası siyaset açısından ise rekabetin yeniden tanımlandığı bir çağda diyalogun hala en etkili kriz yönetimi aracı olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.