5 Haziran 2000 tarihinde işlenen ve hâlâ aydınlatılamayan vahşi cinayet, aradan geçen 25 yıla rağmen kamuoyunun gündeminden düşmedi. Henüz 15 yaşındayken boğazı kesilerek öldürülen Çağla Tuğaltay’ın faili meçhul cinayeti, yıllardır süren dava süreciyle birlikte pek çok bilinmezi de içinde barındırıyor. Zaman zaman medyada yer bulan gelişmelerin ardından, geçtiğimiz günlerde dikkat çeken bir başvuru ortaya çıktı. Çağla Tuğaltay’ın isminin; kâğıt peçete, tuvalet kâğıdı gibi çeşitli ürün gruplarında marka olarak tescil ettirilmek istendiği öğrenildi. Bu girişim, hem kamuoyunda hem de hukuk çevrelerinde büyük tepki topladı.
5 Haziran 2000 tarihinden bu yana pek çok kişi, İstanbul Şişli’deki Narçiçeği Sokak’ta cinayete kurban giden Çağla Tuğaltay’ın ölümünün ardındaki "kim?" ve "neden?" sorularına yanıt arıyor. Cinayetin işleniş şekli, katilin evin kapısını zorlamadan içeri girmesi, ailenin o sırada evde olmaması ve görgü tanıklarının ifadeleri, olayla ilgili birçok soru işareti ve şüpheyi beraberinde getirdi. Aradan 25 yıl geçmesine rağmen, Çağla’nın davası kamuoyunun gündeminden düşmedi. Binlerce duyarlı insan, sosyal medya üzerinden şüphelerini ve sorularını dile getirmeye, yetkililere seslenmeye devam ediyor.
Bugünlerde ise yeni bir gelişmeyle dosya daha da genişlemiş durumda. "Çağla Tuğaltay" ismi için marka başvurusu, aile avukatları tarafından yapıldı. Bu başvurunun onaylanması halinde, 15 yaşında vahşice öldürülen genç bir kızın ismi, teknik olarak bir boya, tuvalet kâğıdı ya da herhangi bir ticari ürünün markası haline gelebilecek. Ancak Çağla’nın davasını çözmek için gönüllü olan Avukat Ümit Altay'a göre bu girişimin arkasında ne bir üretim projesi vardı ne de ismin yaşatılmasına yönelik bir sembol çalışması. Yani birileri, kimse kamuya açık herhangi bir platformda ‘Çağla Tuğaltay’ yazamasın istiyordu.
Av. Doç. Dr. Cahit Suluk, ‘Çağla Tuğaltay’ı ve markalaşmış isimlerin kullanımına ilişkin detayları Milliyet.com.tr’ye anlattı. Çağla Tuğaltay, 2000 yılının 5 Haziran günü okuldan eve son kez geldiğinde, onu kapıda 25 yılı aşkın süre sonuçlanamayacak bir davanın içine atmak üzere biri bekliyordu. Bu kişinin yani Çağla Tuğaltay’ın katilini bulmak için uzak, yakın pek çok şüpheli üzerinde araştırma ve inceleme yapılsa da bir sonuca ulaşılamadı. Ancak gözden kaçan detaylar, o gün olduğu gibi bugün de değerlendirilmeye muhtaç. Çünkü binlerce kişi için Çağla, artık 15 yaşında hayata gözlerini yuman bir genç kızdan fazlası. O, önce vahşice katledilmiş, sonra da çelişkili ifadelerle dolu 25 yıl boyunca belki de birilerinin olayın üzerine örttüğü kara örtünün altında kalmıştı.
Çağla için aydınlığı, adaleti isteyen binlerce gönüllü, onun adının geçtiği her haberi ilgiyle takip etti. Ancak gönüllüler ile davanın sıkı takipçileri tarafından ulaşılan yeni bilgi ve belgeler, soruşturmanın seyrini değiştirme potansiyeline sahipti. Görgü tanıklarının ifadeleri, gizlilik kararı ve devam eden araştırmalar, genç kız için birilerinin mücadele ettiğini ortaya koyarken, diğer yandan ‘Çağla Tuğaltay’ isminin markalaştırılması için Türk Patent ve Marka Kurumu'na başvuru yapıldığına dair iddialar da kulaktan kulağa yayıldı.
Çağla’nın ismi için yapılan marka başvurusunda dikkat çeken detaylar ‘nice sınıfları’ başlığı altındaki kategoriler. Başvuruda 16, 35, 38, 41 ve 45 numaralı sınıflar tercih edilmişti. Bu sınıflar arasındaki 16 numara ise, “Kâğıt, karton (mukavva); kâğıt veya karton malzemeden mamul ambalajlama ve sarma malzemeleri, karton kutular; kâğıttan yapılmış tek kullanımlık ürünler (kırtasiye amaçlı ürünler hariç): kağıt havlular, tuvalet kâğıtları, kağıt peçeteler” gibi ürünleri kapsıyor. Peki, 25 yıldır çözülemeyen cinayetin kurbanı olan 15 yaşındaki genç kızın ismi neden böyle basit ürünlere verilmek istendi? Gerçekten ‘Çağla Tuğaltay’ markalı kağıt peçeteler, tuvalet kâğıtları gibi ürünler mi piyasaya sürülecekti?
Avukat Ümit Altay'a göre 'nice sınıfları'nda yer alan maddelerle elde edilmek istenen sonuç başka olabilir. 16 numara dışındaki sınıflara bakıldığında, gazetecilik faaliyetleri, radyo-televizyon yayıncılığı ve eğitim gibi alanların öne çıktığı görülüyor. Altay'ın işaret ettiği nokta ise belki de binlerce insanın gönüllü olarak Çağla’nın davasının sonuçlanması için yükselttiği sesin susturulmasının hedeflenmesi.
Çağla’nın davası, artık topluma mal olmuştu. Toplum için özel anlamlar taşıyan, önemli ve değerli isimlerin markalaştırılması konusunda iş değişiyordu. Çünkü bu tür değerler ticari amaçlarla kullanılamazdı. Bu durum sadece isimler için değil, semboller için de geçerli. Yani bir ülkenin bayrağı da ticarete alet edilemiyor. Av. Doç. Dr. Cahit Suluk, topluma mal olmuş isimlerin markalaştırılmasına ilişkin bilgiler vererek, yasal düzenlemelerin gerekliliğine dikkat çekti.






