Komşuları yaklaşan felaketten çılgınca kaçarken, bir adam sıcak yatağında uyumaya devam ediyordu. Nedeni ne olursa olsun o da Pompeii'nin hemen kuzeyindeki antik Roma kenti Herculaneum'un diğer 2000 sakiniyle birlikte Vezüv Yanardağı'ndan kaçamamıştı. Şehrin üzerinden bir hışımla geçen ilk kavurucu kül bulutu beyni siyah cam benzeri parçalara dönüşmüştü. Scientific Reports dergisinde yayınlanan yeni bir analiz, MS 79'da bu kişi ve komşularının nasıl öldüğüne dair bilgiler sunuyor.
Bilim insanları uzun süredir Herculaneum halkının kenti Pompeii ile birlikte gömen kızgın kaya, kül ve gaz seli tarafından yok edildiğini düşünüyordu. Araştırmacılar 2020'de siyah, parlak camsı parçacıkları keşfettiklerinde yeni bir suçlu da ortaya çıkmış oldu. Enkaz selinden önce gelen ani bir kül bulutunun da bu ölümde parmağı olabilirdi. Suçun kanıtlanması ise beynin gerçekten cam haline gelip gelmediğinin kanıtlanmasına bağlıydı. Çalışmaya katılmayan 21st Century Medicine'dan kriyobiyolog Brian Wowk şöyle anlatıyor:
Cam oluşabilmesi için bir sıvının moleküllerini sert bir yapıya geçirecek kadar hızla kristalleşmeden ani bir şekilde soğuması gerekir. Bu nedenle cam bazen "sıvı katı" olarak adlandırılır. Çalışmanın yazarlarından Roma Tre Üniversitesi volkanoloğu Guido Giordano ise şöyle söylüyor:
Volkanların saçtığı kaya, kül ve gazlar cam oluşturamayacak kadar yavaş soğur. Bir kez yerleştikten sonra soğumaları yıllar alabilir. Bu nedenle bizim alternatif hipotezimiz ilk sıcak enkaz selinin Herculaneum'a ulaşmadan durduğu ya da yönünün başka bir yere saptığı yönünde. Dolayısı ile beklenenden ulaşabilecek daha hafif bir kül ve gaz bulutu kente ulaştı. Bulut, dağılmadan önce şehri hızla ısıttı. Kentin hızlı bir şekilde ısınması ve soğuması sıvılaşmış beynin volkandan gelen bir sonraki piroklastik dalga kente ulaşmadan önce cam haline gelmesini sağladı.
Bu teori, kalıntıların yavaş soğuma süreciyle oluşamayacak kadar kristalleşmiş bir yapıda olduğunun kanıtlanmasına dayanıyordu. Giordano ve ekibi bunu göstermek için İmparator Augustus'un kült merkezi olan Collegium Augustalium'un bekçisi olduğu düşünülen bir kişinin beynini daha yakından incelemeye kadar verdi. Ekip, "beyin camı" olduğu düşünülen yapıdan küçük örnekler topladıktan sonra bunları örnekleri kontrollü bir şekilde ısıttıktan sonra bir dizi ölçüm gerçekleştirdi.
Örnekler yeterince ısındığında gevşeyerek "sıvı katı" formunda döndü. Nesne, depoladığı potansiyel enerjiyi serbest bıraktı ve sıcaklıkta doğrusal olmayan bir sıçrama meydana geldi. Uzmanlar örnekler kristalleşmiş olması durumunda gevşeme ve sıçrama görülmeyeceğini vurguluyor.
Araştırmacılar, Herculaneum'da ortaya çıkarılan camlaşmış beynin doğal yollarla cam olarak korunmuş bir beynin bilinen tek örneği olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, örnekleri kapsamlı bir şekilde test etmeye özen gösteren ekip, deneyin farklı ısıtma hızında tekrarladıklarında ve spektroskopi kullanarak örneklerin moleküler yapısını incelediklerinde aynı sonuçlara ulaştıklarını belirtiyor. Çalışmaya katılmayan Smithsonian Enstitüsü Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden volkanolog Benjamin Andrews, şöyle anlatıyor:
Bu bulgu, şehri etkileyen ve bu kişinin de ölümüne neden olan olayın çok kısa sürdüğünü, "neredeyse anlık olduğunu" gösteriyor.
Giordano, yatak odasında kalan Herculaneumlunun yatak odasında kalmayı seçmesinin beynin camlaşması için gereken çok özel koşulları yaratmış olabileceğini söylüyor. Bu cam parçaları olmasaydı araştırmacılar kül bulutunun ölümcül etkisini asla keşfedemeyebilirdi. Giordano böyle bir bulutun 40 metre piroklastik akıntının altında gömülü olarak geride sadece birkaç santimetre kül bırakacağını vurguluyor. Andrews araştırmanın küçük keşiflerin bile bu olaylar hakkında ne kadar çok şey ortaya çıkarabileceğinin önemli bir örneği olduğunu belirterek sözlerini şöyle bitiriyor:
Bu olağanüstü bir bulgu. Bu küçük parçacıkların içinde büyük bir hikâye, büyük bir bilgi hazinesi var.




