GZT YouTube Harita programı konuğu Müstafi Tümamiral Prof. Dr. Cihat Yaycı, Yunanistan, Fransa, İtalya ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) Doğu Akdeniz’de gerçekleştirmeye hazırlandığı EUNOMIA 2026 ortak hava ve deniz tatbikatına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tatbikatın Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını ortadan kaldırmayacağını belirten Yaycı, askeri faaliyetlerle hukuki hak kazanılamayacağını ifade etti.
Yarın (19 Ekim) yapılması planlanan tatbikatın Meis’in güneyinde, Kaşot-Kerpe hattının doğusunda ve Yunanistan ile GKRY arasında planlanan Great Sea Interconnector elektrik bağlantısının güzergahıyla örtüşen bir bölgede gerçekleştirileceğine işaret eden Yaycı, tatbikatın siyasi mesaj boyutuna dikkat çekti. Ancak askeri tatbikat yapılması ile deniz tabanında araştırma yürütülmesinin birbirinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
'Tatbikat yapmak deniz yetki alanı kazandırmaz'
Dört ülkenin ortak tatbikat gerçekleştirmesinin tek başına Türkiye’nin deniz yetki alanlarına yönelik bir hak ihlali oluşturmayacağını belirten Yaycı, uluslararası sularda askeri faaliyet yürütülmesiyle deniz yetki alanlarında hak elde edilmesinin aynı şey olmadığını kaydetti. Yaycı, "Tatbikat yapmak, deniz yetki alanı kazanmanın yöntemi değildir" ifadelerini kullandı.
Tatbikatın siyasi açıdan tahrik edici bir mesaj taşıyabileceğini belirten Yaycı, buna rağmen gelişmenin doğrudan askeri tehdit olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Yaycı, "Yapsınlar tatbikatlarını! Ne olacak?" diyerek dört ülkenin bir araya gelmesinin Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını değiştirmeyeceğini ifade etti. Yaycı şu değerlendirmede bulundu:
"Tatbikatın hukuken yapılabilir olması, siyasi bakımdan masum olduğu anlamına gelmez. Yunanistan ve GKRY, Türkiye’nin itiraz ettiği bir bölgede Fransa ve İtalya’nın askeri varlığından yararlanarak kendi iddialarına uluslararası destek görüntüsü vermek istemektedir.
Tatbikat sahasının Girit-Kıbrıs elektrik bağlantısı güzergahıyla örtüşmesi de bu girişimin yalnızca askeri eğitim amacı taşımadığı yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir. Verilmek istenen mesaj açıktır: Biz bu bölgede yalnız değiliz; Fransa ve İtalya da bizimle birlikte hareket ediyor.
Ancak Fransa’nın veya İtalya’nın tatbikata katılması, Yunanistan’ın ve GKRY’nin deniz yetki alanı iddialarına hukuki geçerlilik kazandırmaz. Dört devletin askeri gücü bir araya gelse de uluslararası hukuktan doğan haklar değişmez"
'Yunanistan takımada devleti değildir'
Yaycı’nın değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri de Yunanistan’ın adalar üzerinden deniz yetki alanlarını genişletme yaklaşımı oldu. Yunanistan’ın Meis, Rodos, Kerpe, Kaşot ve Girit hattını esas alarak deniz alanlarını sınırlandırmak istediğini belirten Yaycı, bu yaklaşımın Türkiye’nin Anadolu kıyılarından kaynaklanan haklarını daraltabileceğini kaydetti.
1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin takımada devletlerine ilişkin hükümlerine değinen Yaycı, ana kara ülkesine sahip Yunanistan’ın takımada devletlerine özgü esas hatlar rejiminden yararlanamayacağını savundu. Yaycı, “Yunanistan takımada devleti değildir” diyerek adaları birleştiren hayali bir dış hattın Yunanistan’ın ülke sınırı gibi kabul edilemeyeceğini belirtti. Yaycı’ya göre askeri iş birlikleri ve ortak tatbikatlar, Yunanistan’ın deniz yetki alanlarına ilişkin iddialarına kendiliğinden hukuki geçerlilik kazandırmıyor.
Fransa’nın Manş Denizi’ndeki tutumunu hatırlattı
Yaycı, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasında adaların etkisinin her durumda aynı olmadığını belirterek 1977 tarihli İngiltere-Fransa Kıta Sahanlığı Tahkimi’ni örnek gösterdi. Söz konusu uyuşmazlıkta Manş Adaları’nın etkisinin ele alındığını hatırlatan Yaycı, adaların Fransa’nın kıta sahanlığını keserek İngiltere ana karasına kadar uzanan tam bir etki oluşturmadığını ifade etti.
Yaycı, Anadolu kıyılarının önündeki Yunan adalarının Türkiye’nin kıta sahanlığını kesmek için kullanılmasına karşı çıkarak, "Fransa’nın ana kara kıyıları önündeki İngiliz adaları Fransa’nın kıta sahanlığını kesemiyorsa, Anadolu kıyılarının önündeki Yunan adaları Türkiye’nin kıta sahanlığını nasıl kesebilir?" değerlendirmesinde bulundu.
Meis’in Kaş kıyılarına yakınlığının sınırlandırma değerlendirmelerinde göz ardı edilemeyeceğini belirten Yaycı, adaların deniz yetki alanı oluşturabilmesi ile sınırlandırmada ne ölçüde etki alacağının ayrı konular olduğuna dikkat çekti.
'Asıl mesele araştırma gemilerinin faaliyetleri'
Yaycı, EUNOMIA 2026 tatbikatının yanı sıra Great Sea Interconnector projesi kapsamında yürütülebilecek deniz tabanı araştırmalarının da yakından izlenmesi gerektiğini vurguladı. Savaş gemilerinin uluslararası sularda tatbikat yapması ile araştırma gemilerinin deniz tabanında kablo güzergahı belirlemeye yönelik çalışmalar yürütmesinin farklı hukuki değerlendirmeler gerektirdiğini belirtti.
1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 79. maddesinin denizaltı kabloları ve boru hatlarıyla ilgili hükümlerini hatırlatan Yaycı, kablo döşeme serbestisinin kıyı devletinin kıta sahanlığından doğan haklarını yok sayma anlamına gelmediğini ifade etti. Yaycı, Türkiye’nin denizaltı kablosu döşenmesine karşı olmadığını belirterek, "Kablonuzu döşeyin. Ancak Türkiye’nin kıta sahanlığından geçiyorsanız güzergahınızı bildirin, Türkiye’yi muhatap alın ve koordinasyon sağlayın" mesajını verdi.
Deniz bilimsel araştırmalarında kıyı devletinin rızası vurgusu
Yaycı, sözleşmenin 246. maddesine de işaret ederek münhasır ekonomik bölgede ve kıta sahanlığında yürütülen deniz bilimsel araştırmalarının kıyı devletinin rızasına tabi olduğunu kaydetti. Bununla birlikte, kablo güzergahını belirlemeye yönelik her faaliyetin otomatik olarak deniz bilimsel araştırması sayılamayacağını, faaliyetin amacı ve yönteminin ayrıca incelenmesi gerektiğini belirtti.
Yaycı, "Kablo döşemenize karşı değiliz. Ancak deniz yetki alanlarımızda bilimsel araştırma yapacaksanız Türkiye’den izin almanız gerekir" ifadelerini kullandı.
'Türkiye’nin NAVTEX itirazı yerindedir'
Türkiye’nin Antalya istasyonundan yayımladığı NAVTEX ile Yunanistan’ın bölgedeki denizcilik duyurusu yetkisine itiraz etmesini değerlendiren Yaycı, NAVTEX’in tek başına deniz yetki alanı oluşturmadığını veya kıta sahanlığı hakkını ispatlamadığını belirtti. Buna karşın Türkiye’nin itirazının, bölgedeki yetki konusundaki tutumunu koruması bakımından önemli olduğunu ifade etti.
Yaycı, Türkiye’nin gereksiz gerilimden uzak dururken deniz yetki alanlarındaki haklarını koruyan kararlı tutumunu sürdürmesi gerektiğini kaydetti. Araştırma gemilerinin faaliyet alanı, çalışma yöntemi ve hukuki dayanağının incelenmesi; diplomatik ve hukuki girişimlerin devam ettirilmesi gerektiğini belirtti.
Değerlendirmesinin sonunda askeri tatbikatların Türkiye’nin deniz yetki alanlarına ilişkin haklarını değiştiremeyeceğini vurgulayan Yaycı, asıl meselenin tatbikat sonrasında deniz tabanında yürütülecek faaliyetler olduğunu ifade etti.
Yaycı, “Askeri tatbikat yapmak, başka bir devletin deniz yetki alanlarındaki haklarını ihlal etme serbestisi vermez” dedi.



