Asya, kıtanın başlıca güçlerini içine alan toprak anlaşmazlıkları, askerî hareketlilik ve diplomatik gerilimlerle işaretlenen bir istikrarsızlık döneminden geçiyor. Bu bağlamda Çin ile komşuları arasındaki gerilim aniden arttı ve müttefik hükümetlerde ile uluslararası kuruluşlarda alarm zillerini çaldı.
Bu geniş tablo içinde Pekin, baskısını bölgenin kilit ülkelerinden birine yöneltti ve stratejik bir toprak üzerindeki konumunu güçlendirdi. Bu toprak parçasında yaşanacak gelişme, çatışmanın ilk kırılma noktasını belirleyebilir.
Çin, Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’nin, Çin’in Tayvan’a yapacağı bir saldırının Japonya’nın askerî müdahalesini tetikleyebileceğini söylemesinin ardından tepkisini Japonya’ya odakladı. Pekin bu yaklaşımı doğrudan bir tehdit olarak gördü ve derhâl karşı önlemler aldı.
Bu önlemler arasında şunlar yer alıyor: Devlet memurlarına seyahat yasakları, turların askıya alınması, tarihi bir diplomatik forumun iptali ve Japon filmlerinin gösterimlerinin ertelenmesi. Çeşitli eyaletlerde, devlet şirketlerine Japonya’ya yönelik tüm seyahat taleplerini durdurma talimatı verildi.
En büyük risk altındaki bölge, anlaşmazlığın merkezindeki Tayvan. Çin, ada üzerinde egemenlik iddiasında bulunuyor ve birleşmeye direniş sürerse güç kullanmakla tehdit ediyor. Japonya açısından Tayvan’ın düşmesi, kritik deniz yollarının kaybedilmesi ve ulusal güvenliğin ciddi şekilde sarsılması anlamına geliyor.
Öte yandan Çin’in yanıtının sonuçları Japonya’da şimdiden hissediliyor. Turizm sektöründeki şirketlerin hisseleri değer kaybetti, Çinli öğrencilerin (üniversitelerdeki yabancı öğrencilerin %37’sini oluşturuyorlar) ziyaretleri askıya alındı ve son diplomatik görüşmeler krizi yatıştırma yönünde herhangi bir ilerleme göstermedi.




