Tüm olası evrenlerin varsayımsal bir toplamı olan çoklu evren fikri, bilim kurgu hayranlarının keşfetmeyi sevdiği bir kavramdır. Peki çoklu evren gerçekten var mı? Bu soruyu yanıtlayabilmek için önce bir şeyin “gerçek” olmasının ne anlama geldiği konusunda anlaşmamız gerekir. “Gerçek”in en basit tanımı, onu görebilmeniz ve dokunabilmeniz olabilir. Öğle yemeğimiz bu anlamda gerçektir çünkü tadını alabiliriz ve başkaları da çiğnediğimizi duyabilir. Bu durumda “gerçek”, beş duyunuzdan en az biriyle algılayabildiğiniz şey olarak tanımlanabilir.
Ancak bu tanım, aslında gerçek olan pek çok şeyi dışarıda bırakır. Örneğin yiyeceklerinizi ısıtan mikrodalgalar gerçektir ama onları doğrudan algılayamazsınız; yalnızca etkilerini, yani ısınmış yiyeceği gözlemlersiniz. Dolayısıyla bazı gerçek şeyleri yalnızca bıraktıkları izler sayesinde dolaylı olarak görebiliriz. Dinozorların varlığı da buna bir örnektir, onları yalnızca fosilleri aracılığıyla tanıyabiliriz.
Bu durumda çoklu evrenin gerçek olup olmadığına dair iki farklı soru sorabilirsiniz. Birincisi, onu görebilir, duyabilir, dokunabilir, koklayabilir ya da tadabilir miyiz? İkincisi, bunu yapamasak bile, etkilerine dair herhangi bir kanıt var mı?
Çoklu Evrenin Kuantum Mekaniği
Araştırmacıların çoğu, çoklu evreni beş duyumuzla algılayıp algılayamayacağımız sorusuna muhtemelen “hayır” diyecektir. Ancak mikrodalgalar gibi bu anlamda “algılanabilir” olmayan pek çok gerçek şey vardır. Peki çoklu evrenin, gözlemlenebilir dünyada bıraktığı etkiler gibi dolaylı kanıtlarını görebilir miyiz? Kısa cevap: Evet, bir bakıma.
Çoklu evren, atomlar ve atomaltı parçacıklar gibi son derece küçük yapıların davranışını anlamanın bir yolu olarak ortaya çıkar. Bilim insanları, bu çok küçük nesnelerin nasıl davrandığını belirleyen kurallara kuantum mekaniği adını verir. Kuantum mekaniğinde bir deneyin sonucunun ne olacağı hiçbir zaman kesin değildir. Yalnızca bir olayın gerçekleşme olasılığını yazabilirsiniz.
Schrödinger’in kedisi, birden fazla olasılığın aynı anda var olabileceğini gösteren bir düşünce deneyidir. Bu durum, zar atmaya benzer: Hangi sayının geleceğinden emin olamazsınız ama zarın üst yüzünde bir, iki, üç, dört, beş ya da altı gelme olasılığının eşit olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak zar hakkında yeterince bilgiye sahip olsaydınız, örneğin tam şekli, kütlesi, çevresindeki hava akımları ve zarı nasıl attığınız gibi, hangi yüzün üste geleceğini kesin olarak tahmin edebilirdiniz. Bu hesaplamalar büyük bir bilgisayar simülasyonu gerektirebilir ama teorik olarak mümkündür.
Kuantum mekaniği tamamen rastgele değildir çünkü her şeyin olasılığı eşit değildir. Her bir senaryonun gerçekleşme ihtimalini hesaplayabiliriz ancak hangi sonucun ortaya çıkacağını kesin olarak bilemeyiz. Kuantum zarı örneğinde, her yüzün gelme olasılığının 1/6 olduğunu söyleyebiliriz.
Çoklu Dünyalar Yorumu ve Çoklu Evren
Bilim insanlarının kuantum mekaniğinin bu tuhaf özelliğini yorumlama yollarından biri, her olası senaryonun gerçekten gerçekleştiğini öne sürer. Ancak bu gerçekleşme, her seferinde yeni bir evren yaratır. Bu yaklaşım, kuantum mekaniğinin çoklu dünyalar yorumu olarak bilinir. Kuantum zar örneğinde, çoklu dünyalar yorumu her zar atıldığında altı farklı evrenin oluştuğunu söyler. Biz bu evrenlerden yalnızca birinde, örneğin zarın üç geldiği evrende, kalırız ancak aynı anda zarın diğer sayıları verdiği beş farklı evren daha oluşur. Bu bakış açısına göre, her olasılık gerçekleştiğinde evrenler dallanarak çoğalır. Elbette gerçek bir kuantum zarı üretip atamayız; zara herhangi bir şekilde müdahale etmek, onun kuantum doğasını yok eder.
Peki bu durum, kuantum mekaniğinin çoklu evrenin gerçek olduğuna dair bir kanıt olduğu anlamına mı gelir? Hayır. Bu yorum, kuantum mekaniğini anlamanın ilgi çekici bir yolu olsa da, çoklu evrenin varlığına dair kesin bir kanıt değildir.
Çoklu Evren ve Sicim Teorisi
Çoklu evrenle ilgili bir diğer önemli yaklaşım da sicim teorisidir. Sicim teorisi, maddeyi oluşturan temel parçacıkların aslında titreşen enerji sicimlerinden oluştuğunu öne sürer. Bunu, her parçacığın içinde titreşen küçük bir elastik bant gibi düşünebilirsiniz. Sicim teorisi ayrıca evrenin üçten fazla boyuta sahip olduğunu ileri sürer. Farklı sicim teorileri, farklı sayıda ek boyut öngörür. Bu da ışık hızı veya elektronun yükü gibi fiziksel sabitlerin farklı değerler alabileceği anlamına gelir. Aynı şekilde, evrendeki madde miktarı da değişebilir. Bu durum, her biri farklı koşullara sahip olası evrenlerden oluşan bir “manzara”ya, yani bir çoklu evrene işaret eder.
Henüz kendi evrenimizde sicim teorisini doğrulayan kesin bir kanıt bulunmuyor. Ancak geleceğin ne getireceğini kim bilebilir?



