Dağlarda geçirilen berrak bir gün gibisi pek yoktur: masmavi bir gökyüzü, keskin bir soğuk ve taze yağmış karın oluşturduğu bembeyaz bir örtü… Peki Güneş bu kadar parlarken yükseklerdeki kar neden hızla erimez? Bu sorunun yanıtı, büyük ölçüde atmosferimizde gizli.

Atmosferimiz: Dünya’nın zırhı
Dünya’nın atmosferi yüzeyden başlar ve uzaya kadar uzanır, atmosferin içinde birçok farklı gazın karışımı bulunur. Bu gazlar arasında soluduğumuz oksijen ve yağmur ile karın oluşmasını sağlayan su buharı da vardır. Atmosfer, yaşamın sürdürülebilmesi için kritik öneme sahiptir.

Atmosferdeki gazların en önemli görevlerinden biri, bizi uzaydan gelen zararlı etkilerden, özellikle de en yakın yıldızımız olan Güneş’ten korumaktır. Güneş’in yaydığı ışınım, gezegenimize ısı sağlar ancak fazlası zararlı olabilir. Daha önce güneş yanığı olduysanız bunun ne anlama geldiğini zaten deneyimlemişsinizdir.

Atmosferdeki bazı gazlar, Güneş’ten gelen ışınımın bir kısmını soğurarak Dünya yüzeyine ulaşmasını sınırlar. Bu sayede gündüzleri aşırı ısınmayı önler. Gece olduğunda ise Dünya yüzeyi soğurken açığa çıkan ısının bir kısmını tutarak gezegenin aşırı soğumasını engellerler. Atmosferin Dünya’nın sıcaklığını bu şekilde düzenlemesine sera etkisi denir.
Bu kavramı sıklıkla iklim değişikliği ve küresel ısınma ile birlikte duyarsınız. Bunun nedeni, küresel ısınmanın sera etkisinin güçlenmesiyle ortaya çıkmasıdır: İnsanlar araçlarda ve fabrikalarda fosil yakıtlar yaktıkça atmosfere daha fazla sera gazı salınır. Bu gazlar, atmosferin daha fazla ısıyı tutmasına neden olur ve sıcaklıkların yükselmesine yol açar.

Atmosfer “Yere Yakın Kalmayı Sever”
Karayipler’de deniz seviyesinde bulunan atmosfer ile Everest Dağı zirvesindeki atmosfer karşılaştırıldığında oldukça farklı görünümler ortaya çıkar. Bunun nedeni, yükseldikçe atmosferin “incelmesidir”. Yani, yüksek irtifalarda daha az gaz bulunur.
Deniz seviyesine yakın bölgelerde atmosferde daha fazla gaz molekülü vardır. Ancak dağlara doğru yükseldikçe atmosfer basıncı ve hava moleküllerinin yoğunluğu azalır. Bu yüzden Everest’e tırmanan dağcılar oksijen tüpleri kullanmak zorunda kalır. Bunun sebebi yer çekimidir.

Yer çekimi, insanların ve nesnelerin uzaya savrulmasını nasıl engelliyorsa atmosferdeki gazları da Dünya’ya yakın tutmaya çalışır. Bu nedenle yükseklere çıkıldıkça atmosferdeki gaz molekülü sayısı azalır, yani hava incelir ve yoğunluğu düşer. Bu durum, havadaki oksijen miktarının azalmasına yol açtığı için insanlar yüksek irtifalarda bazen irtifa hastalığı yaşayabilir.

Peki Dağlar Neden Bu Kadar Soğuk ve Karlı?
Yüksek dağlar, atmosferin daha üst katmanlarına uzanır; burada hava daha seyrektir, yani daha az gaz molekülü içerir. Bu durum, Güneş ışınımının deniz seviyesine göre daha kolay geçmesine izin verir ancak aynı zamanda havanın daha soğuk olmasına neden olur. Bunun iki temel sebebi vardır: Birincisi, gaz molekülleri arasındaki çarpışmalar ısı üretir. Molekül sayısı azaldığında bu çarpışmalar da azalır ve dolayısıyla daha az ısı ortaya çıkar. İkincisi, ince atmosfer ısıyı tutmakta daha az etkilidir. Çünkü ısıyı hapsedip koruyacak yeterli sayıda molekül yoktur. Bu düşük sıcaklıklar, yağışın yağmur yerine kar şeklinde düşmesini kolaylaştırır. Bu nedenle bazı dağlar yıl boyunca yoğun kar örtüsüne sahip olabilir.
Üstelik, zemin sürekli karla kaplıysa bu durum daha da pekişir. Çünkü kar yüzeyleri oldukça yansıtıcıdır. Bu sayede Güneş’ten gelen ışınların büyük bir kısmı uzaya geri yansıtılır ve yüzey tarafından emilmez. Bu da sıcaklıkların düşük kalmasına yardımcı olur.
Dolayısıyla dağlara karın tadını çıkarmaya gittiğinizde montunuzu yanınıza almayı ve güneş kremi sürmeyi ihmal etmeyin!