İki gün sürecek ziyaret kapsamında, 12 Nisan’daki parlamento seçimlerinden sadece birkaç gün önce Vance’in Orbán ile görüşmesi ve onunla birlikte bir mitinge katılması bekleniyor.
Vance, Washington’dan ayrılmadan önce gazetecilere yaptığı açıklamada, “İyi dostum Viktor’u görmek için sabırsızlanıyorum. ABD-Macaristan ilişkileri başta olmak üzere pek çok konuyu konuşacağız” dedi. Ayrıca Avrupa ve Ukrayna ile ilişkilerin de ele alınacağını belirtti.
ABD’li üst düzey bir yetkilinin bu şekilde açık destek vermesi, Trump’ın Arjantin ve Japonya’daki liderler de dahil olmak üzere kendisine yakın sağcı liderleri destekleme politikasının devamı olarak görülüyor.
Anketler, Trump’ın daha önce “gerçekten güçlü ve kudretli bir lider” olarak övdüğü Orbán ve partisi Fidesz’in, 2010’dan bu yana en zorlu seçimle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bağımsız anketlerin çoğunda, Peter Magyar liderliğindeki merkez sağ Tisza partisinin gerisinde kalıyorlar.
Vance’in gelişinden önce X platformunda paylaşım yapan Magyar, dış müdahaleye karşı uyarıda bulundu:
“Bu bizim ülkemiz. Macaristan’ın tarihi Washington, Moskova ya da Brüksel’de değil; Macaristan’ın sokaklarında ve meydanlarında yazılır.”
Orbán’ın “illiberal demokrasi” olarak tanımladığı yönetim anlayışı, Trump dönemi Amerika’sının temel temalarını yansıtıyor: sert göç politikaları, liberal normlara mesafe, uluslararası kurumlara karşı duruş ve medya, üniversiteler ile sivil toplum kuruluşlarına yönelik eleştiriler. Orbán, 2016 seçim kampanyasında Trump’ı destekleyen ilk Avrupalı lider olmuştu.
Orbán uzun süredir Avrupa Birliği ile özellikle Ukrayna konusunda anlaşmazlık yaşıyor. Moskova ile yakın ilişkiler kurmuş, Ukrayna’ya silah gönderilmesine karşı çıkmış ve Kiev’in AB’ye katılamayacağını savunmuştur.
Şubat ayında Macaristan’a yaptığı ziyarette ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Trump yönetiminin Orbán’ın başarısına odaklandığını açıkça belirtmiş ve güçlü ikili ilişkilerin Orbán’ın yeniden seçilmesine bağlı olduğunu ifade etmiştir. Hatta ABD’nin mali destek sağlayabileceğini de ima etmiş, ancak detay vermemiştir.
Aşırı sağ Trump’tan uzaklaşıyor
Trump’ın “America First” (Önce Amerika) politikası, hem müttefikler hem de rakipler tarafından giderek “America Alone” (Amerika yalnız) olarak görülüyor. İran’a karşı yürütülen askeri operasyonlar ve Avrupa ile açılan mesafe, ikinci döneminin ilk 15 ayında belirleyici oldu.
Bu durum, göç ve iklim politikalarında benzer görüşlere sahip olmalarına rağmen Avrupa’daki aşırı sağ ve popülist hareketlerin Trump’tan uzaklaşmasına yol açıyor. Bazı liderler, Trump’ın Danimarka’dan Grönland’ı satın alma girişimine ve dalgalı gümrük politikalarına karşı çıktı.
Siyasi analistlere göre ABD’nin Orbán’a verdiği destek — Vance’in ziyareti de dahil — seçmen davranışını değiştirmeye yetmeyebilir. Çünkü seçim kampanyasında hayat pahalılığı gibi iç meseleler belirleyici.
Carnegie Vakfı’ndan Stephen Wertheim şunları söyledi: “Vance’in ziyareti Orbán’ın şansını artıracak mı yoksa azaltacak mı, bu tartışılır.”
Ayrıca şu değerlendirmeyi yaptı: “Orbán kendisini jeopolitik istikrarın kalesi olarak sunuyor. Ancak Washington’da Vance yönetimi İran’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu durum Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırırken Avrupa ekonomilerine de zarar veriyor. ‘America First’ söylemi Avrupa milliyetçiliği açısından giderek daha az cazip hale geliyor.”
Vance’in bu ziyareti, Trump ve ekibinin İran’la süren savaşı nasıl sonlandıracaklarını tartıştıkları bir dönemde gerçekleşiyor. Altı haftadır süren çatışmada henüz net bir çözüm görünmüyor.
Savaş, benzin fiyatlarının artmasına, Trump’ın popülaritesinin düşmesine ve Cumhuriyetçiler arasında Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde endişelerin artmasına yol açtı.
Vance ise dış müdahalelere karşı duran bir siyasetçi olarak, İran’la dolaylı iletişim süreçlerinde rol oynuyor ve savaşın başında temkinli yaklaşım sergileyen az sayıda danışmandan biri olarak öne çıkıyor.