Depremleri önceden hisseden hayvanlar
Endonezya açıklarında 2004 yılında meydana gelen 9.1 büyüklüğündeki deniz altı depreminin ardından ortaya çıkan tsunami en az 225 bin kişinin ölümüne neden oldu. Bu yüksek can kaybının bir nedeni de birçok topluluğun herhangi bir uyarı almamış olmasıydı.
Gelgit ve deprem sensörleri gibi insan yapımı erken uyarı sistemleri, net bir alarm veremedi. Birçok sensör, bakım sorunları nedeniyle çalışmıyordu ve birçok kıyı bölgesinde tsunami siren sistemleri yoktu. Uyarı için gönderilen kısa mesajlar da tehdit altındaki bölgelere ya ulaşmadı ya da hiç okunmadı.
Oysa dokuz metreye kadar ulaşan dev dalgaların hemen öncesindeki dakikalarda ve saatlerde bazı hayvanlar yaklaşan tehlikeyi hissetmiş ve kaçmaya çalışmışlardı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre filler yüksek yerlere koştu, flamingolar alçak bölgelerdeki yuvalarını terk etti ve köpekler açık alana çıkmayı reddetti. Tayland’daki Bang Koey sahil köyünde halk, deniz kenarındaki bufalo sürüsünün bir anda kulaklarını diktiğini, denize doğru baktığını ve ardından tsunami vurmadan birkaç dakika önce yakındaki bir tepenin zirvesine doğru kaçtığını anlattı.
Birleşmiş Milletler Afet Riskini Azaltma Uluslararası Stratejisi (UNISDR) danışma grubunda görev almış olan Irina Rafliana, "Felaketten kurtulanlar; inek, keçi, kedi ve kuş gibi hayvanların, depremden hemen sonra ve tsunami gelmeden önce kasıtlı olarak iç bölgelere doğru hareket ettiklerini gördüklerini söylediler. Hayatta kalanların birçoğu bu hayvanlarla birlikte ya da onların hemen ardından kaçmıştı" diyor.
Erken uyarı sistemleri, doğal afetlerin sıkça vurduğu birçok bölgede hâlâ mevcut değil. 2017 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü, yaklaşık 100 ülkenin, bulundukları coğrafyalarda çok fazla doğal afet gerçekleşmesine rağmen erken uyarı sistemlerinden yoksun olduğunu ortaya koydu.
Ancak felaketlerden önce görülen hayvan davranışlarına dair anlatılar, bazı araştırmacıların konuya ciddi bilimsel ilgi göstermesine neden oluyor. Bu da ilgi çekici bir soruyu gündeme getiriyor: Hayvanların, yaklaşmakta olan doğal afetleri fark etmelerini sağlayan içgüdüsel bir sistemleri varsa insanlar için doğal bir erken uyarı sistemi olabilirler mi?
Doğal bir felaketten önce hayvanların alışılmadık davranışlar sergilediğine dair bilinen en eski kayıt, MÖ 373 yılına dayanıyor. Yunan tarihçi Thukydides’e ait olan bu kayıt, yıkıcı bir depremin birkaç gün öncesinde farelerin, köpeklerin, yılanların ve gelinciklerin Helike şehrini terk ettiğini bildiriyor. Tarih boyunca benzer başka raporlar da bulunuyor. Örneğin, 1805 Napoli depreminden dakikalar önce öküzlerin, koyunların, köpeklerin ve kazların hep birlikte alarm verir gibi sesler çıkardığı, 1906 San Francisco depreminden hemen önce ise atların paniğe kapılarak kaçtığı söyleniyor.
Gelişmiş teknolojiye rağmen birçok doğal felaketin yaklaştığını tespit etmek hâlâ zor olabiliyor. Örneğin depremler söz konusu olduğunda, sismik sensörler ancak yer sarsılmaya başladığında dalgalı çizgiler üretebiliyor. Güvenilir öngörüler yapılabilmesi için, olaydan önce oluşan öncü sinyallere ihtiyaç var. Ancak bugüne kadar, büyük depremlerden önce tutarlı bir şekilde görülen sinyallere rastlanamadı. Bu nedenle bazı bilim insanları, hayvan davranışları gibi daha alışılmadık uyarı sinyallerini dikkate almaya istekli hale geldiler.
Hayvanların felaketleri nasıl öngörebileceğine dair en önemli araştırmalardan biri, beş yıl önce Almanya’daki Max Planck Hayvan Davranışları Enstitüsü’nden Martin Wikelski liderliğindeki bir ekip tarafından gerçekleştirildi. Bu çalışmada, İtalya’nın merkezindeki deprem riski yüksek Marche bölgesinde bir çiftlikte farklı hayvan türlerinin (inek, koyun ve köpekler) hareket kalıpları "biyolojik kayıt" (biologging) adlı yöntemle kaydedildi. Bu süre zarfında, bölgede resmi kayıtlara göre 18 binden fazla deprem meydana geldi.
Araştırmacılar, çiftlik hayvanlarının depremlerden yaklaşık 20 saat önce davranışlarını değiştirmeye başladıklarına dair kanıtlar buldu. İzlenen çiftlik hayvanları topluca, kesintisiz 45 dakikadan fazla süre boyunca normalden yüzde 50 daha fazla hareketli olduklarında, araştırmacılar 4.0 büyüklüğünün üzerindeki bir depremi tahmin ettiler. Bu yöntemle sekiz güçlü depremden yedisi doğru şekilde öngörüldü.
Hayvanlar, yaklaşmakta olan depremin merkez üssüne ne kadar yakınsa, davranışlarını o kadar erken değiştiriyordu. Bu da bize hayvanlardaki fiziksel değişimlerin, yaklaşan depremin merkez üssünde daha yoğun olduğunu ve uzaklaştıkça zayıfladığını gösteriyor.
Bilim insanları şimdi, depremlerden önce atmosferde meydana gelen elektromanyetik dalgalanmaların yaklaşan sarsıntıların bir uyarı işareti olup olmadığını ve hayvanların bunu hissedip hissetmediğini araştırıyor. Depremlerden önce, derin kayaçlarda genellikle şiddetli gerilimler meydana gelir. Bu tür gerilimlerin "pozitif delikler" olarak bilinen elektronik yükler oluşturduğu biliniyor. Bu son derece hareketli elektronik yük taşıyıcıları, yer kabuğundan Dünya yüzeyine hızla akabilir ve ortaya çıktıkları bölgelerdeki hava moleküllerini iyonize edebilirler.
Bilim insanları, hayvanların sismik kaçış mekanizması geliştirmiş olabileceğini öne sürüyor. Belki de hayvanlar depremlerden önceki basınç dalgalarını hissediyor, belki de fay hatlarında kayaçlar sıkışmaya başladığında elektrik alanındaki değişimleri algılıyorlar. Ayrıca hayvan vücutlarında manyetizmaya ve elektrik alanlarına duyarlı çok miktarda demir de bulunur.
Yılanlar, çevrelerindeki en küçük değişimleri algılamaya yönelik güçlü bir duyusal sisteme sahip. 1975 yılında büyük bir depremin hemen öncesinde yılanlar ve diğer hayvanlardaki ani davranış değişimleri, yetkililerin Çin’in Haicheng kentini tahliye etmesini sağlamış ve bu karar sayısız hayatı kurtarmıştı.
Tüm uzmanlar, hayvanlara dayalı erken uyarı sistemlerinin felaketleri tahmin etmek için geçerli bir seçenek olduğunu düşünmüyor. Gerçekten yardımcı olsalar bile, sadece hayvan hareketlerine dayanmak yeterli olmayabilir. İnsanların daha net bir tablo elde edebilmek için çeşitli erken uyarı sinyallerinin birleşimine ihtiyacı var. Yine de, hayvanlarla henüz konuşamıyor olsak da, onların uyarılarına daha fazla kulak verme zamanı gelmiş olabilir.





