Hayvanlar neokorteksleri olmadığı için işaret dilini kullanırlar. İnsan ise neokorteksi olduğu için sembollere dayanan bir dil kullanır. İnsan ve hayvan dilleri arasındaki bu temel farklılığın yanı sıra iki dil türü arasında bir benzerlik vardır. Gerek hayvanlar gerekse insanlar dillerini kullanarak yalan söyleyebilirler, birilerini kandırabilirler.

Atmaca gelirse diğer arı kuşlarını haberdar etsin diye gözcü bırakılan arı kuşu bazen güzel bir böceğin uçtuğunu görünce havada atmaca olmadığı halde sahte atmaca sinyali verir. Bu sinyali duyan diğer arı kuşları saklanınca da o böceği gözcü arıkuşu yakalar. (Söz konusu işlem sahte borsa sinyaline ne kadar benziyor.)

DİLLE İLLÜZYONA ÖRNEKLER

Sembolik dil kullanan insanlar, dillerinin inceliklerinden yararlanarak kelime oyunları yaparak daha karmaşık, organize yalanlar söyleyebilirler, hatta illüzyonu bir gösteri, bir sanat haline getirebilirler. İllüzyonistler teknolojideki en son yenilikleri izleyerek mesleklerini icra ederler. Aslında bir illüzyonist kandırmaz, onu izleyenler yanlış kanıya kapılırlar.

Bazen bir siyasi parti, bir ülkede “Kadınlara özgürlük getireceğiz” diye vaatte bulunarak iktidara gelebilir. Aslında özgürlükten kastı kadınları çalıştırmamaktır. Kadınlar işe gitmeyerek 09.00-17.00 mesaisine esir olmayarak özgür olacaklardır. Tabii ki bu arada para da kazanamayacaklardır. Bir başka siyasi parti ise erkeklere iş bulma vaadiyle iktidara gelebilir. Erkeklere nasıl iş bulacaktır? Kadınların çalışmalarını yasaklayarak onların işlerini erkeklere verecektir. Bu örneklerde gizli gündemler söz konusudur, dilin inceliklerinden yararlanılarak topluma bir tür illüzyon uygulanmaktadır.

En büyük siyasi yalanlardan birisini Hitler söylemiş halkına, “Size bin yıllık barış vaat ediyorum” demiştir. Yalanın, kandırmacanın böylesi görülmemiştir. Sonuçta 13 yaşına kadar çocukları askere almış, ülkesini kaputt (perişan) hale getirmişti.

Dilde illüzyona başvurarak yalan söyleyen siyasetçiler her zaman olumlu bir şey söyleyerek olumsuz bir sonuç ortaya çıkarırlar. “Size diktatörlük vaat ediyorum” diyerek başa geçen hiçbir siyasetçi sonuçta demokrasi getirmez. “Size özgürlük getireceğim, barış getireceğim” diyenler sonuçta esaret, diktatörlük, bölünme, savaş getirirler. Kısacası sopa vaat eden havuç vermez, havuç vaat eden sonuçta sopayı çıkarır ortaya.

Tarihte dilin inceliklerini kullanarak başkalarını aldatanlara çok rastlanır. Rivayet edildiği kadarıyla bir tanesi şöyledir: Bir padişah düşmanları tarafından aranan bir kişiyi ülkesinde saklamaktadır. Daha güçlü bir padişah ise saklanan kişiyi ele geçirip öldürmek istemektedir. Saklayan, “Söz konusu kişi benim ülkemde değil, bu konuda yemin edebilirim” der. Belli günde ve saatte güçlü padişah adamlarını gönderir, saklayan padişah ise Kuran’a el basarak o kişinin ülkesi toprakları üzerinde olmadığını söyler. Halbuki saklanan kişi o sırada onun ülkesindedir ancak bir hamaktadır. Yani fiziksel olarak onun topraklarına basmamaktadır. Burada dilin inceliğinden yararlanılmakta, yalan söylenmektedir. Gençliğinde Şah İsmail’in de bu şekilde hamağa konduğu rivayet edilir.

Osmanlı topraklarına giren bir büyük komutan Sivas’ı kuşatır, şehirdeki askerler eğer kan dökmezse şehri teslim edeceklerini bildirirler. Komutan da kan dökmeyeceği konusunda söz verir. Şehir silahlarını bırakıp teslim olur. Ancak ertesi gün komutan büyük çukurlar açtırıp gazileri içine koydurur ve üzerlerine toprak attırır. Böylece kan dökmemiş olur. Burada da kelime oyununa baş vurularak yalan söylenmesi söz konusudur. (Bunun bir iftira olmasını diliyorum.)

Yalanla kandırma konusunda bir zamanlar Avrupa’da ortaya çıkmış “kauizm” isimli bir yaklaşım vardı. (Bu kelime muhtemelen Arapça “kizb” kelimesine dayanmaktadır.) Kauizm’de Tanrı’ya karşı yalan söylenmemek esastı. Diyelim ki bir Cizvit papazına Cizvit olup olmadığını sordular. Eğer Cizvit olduğunu söylerse öldürecekler. Papaz yalan söylemeden hayatını nasıl kurtarabilir? Yüksek sesle “Hayır, değilim” derdi. Ancak bu sırada içinden bu iki kelime arasında ‘marangoz’ derdi. Karşısındaki kişi hayır değimlimi duyardı, ama Tanrı hayır marangoz değilim cümlesini duyardı. Bu şekilde Tanrı’ya yalan söylememiş olurdu. Burada da bir tür illüzyona baş vurulmuş olurdu. Aslında kauizmde kişilerin kendi kendilerini kandırmaları söz konusudur. Kauizm kapsamında yalan söyleyen kişi adeta kendi kendisine illüzyon yapmaktadır.

Belli alışkanlıklarını değiştirmek isteyen bazı kişiler bunda başarılı olurlar. Ancak bazıları ise kendi kendilerini kandırmakla kalırlar. “Sigarayı kesin bırakacağım, kesin zayıflayacağım” diye yola çıkan bazıları bu kararlarını pek çok kez tekrarladıkları halde kendilerine söz geçiremezler, sonuçta istemeden kendilerini kandırmış olurlar.