Diyabetes mellitus, yaygın kullanımdaki adıyla diyabet veya şeker hastalığı, kandaki glukoz (şeker) seviyesinin normalin üzerine çıkmasıyla seyreden, insülin hormonunun yetersizliği ya da etkisizliği sonucu ortaya çıkan kronik bir metabolik hastalıktır. Kan şekeri seviyelerinin uzun süre yüksek seyretmesi; sinir hasarı, damar tıkanıklıkları veya ayak kemiklerinde şekil bozuklukları gibi çeşitli sorunlara yol açabilir. Bu değişiklikler, ayaklarda kolayca yara açılmasına veya mevcut yaralarda iyileşme bozukluğuna neden olur. Bu tür iyileşmeyen ve kronikleşen yaralar, diyabetik ayak ülseri olarak adlandırılır. Kısaca “diyabetik ayak” diye bilinen bu tablo, diyabetin en ciddi komplikasyonlarından biridir. Diyabetik ayağın önlenmesi ve tedavisinde hasta ve yakınlarının bilinçlenmesi son derece önemlidir. Yakın tarihli bir çalışma, diyabet hastalarının diyabetik ayak yaralarının doğurabileceği ciddi sonuçlar hakkında yeterli farkındalığa sahip olmadığını göstermiştir. Türkiye’de toplumun yaklaşık %15’i diyabet hastasıdır. Bu oran bizi, Avrupa’nın en yüksek diyabet görülme oranına sahip ülkelerden biri haline getiriyor. Diyabet hastalarının %5’inde diyabetik ayak ülseri öyküsü bulunurken, yaşam boyu bu komplikasyonun gelişme riski %15 civarındadır.
Yeni gelişen diyabetik ayak ülserlerinin çoğu (%60-80) zamanla iyileşse de %10-15’inde iyileşme süreci uzamakta ve 6-18 ay içerisinde uzuv kaybına yol açmaktadır. Alt ekstremitede (ayak-bacak bölgesi), herhangi bir travmaya bağlı olmadan gelişen uzuv kayıplarının %40-70’inin nedeni diyabettir. Diyabetik ayak sebebiyle amputasyon yapılan hastalarda 5 yıllık sağkalım oranı %50-60 civarında bulunmaktadır. Birçok kanser türünden bile daha düşük olan bu oran diyabetik ayak yaralarına ne kadar ciddiyetle yaklaşmak gerektiğini açıkça göstermektedir.
Diyabetik ayak yaralarının en önemli nedenlerinden biri diyabetik nöropati, yani sinir hasarıdır. Diyabetik nöropatide motor, duyu ve otonom sinir lifleri etkilenebilir. Sonucunda ise ağrı, basınç, sıcaklık gibi his kayıpları, kas güçsüzlüğü, terlemede azalma gibi koruyucu fonksiyonlarda azalma veya kayıp gelişir. Bu durum deri bütünlüğünün bozulması ve enfeksiyonlar için yatkınlığın artmasına yol açar. Bir diğer önemli neden periferik arter hastalığıdır. Eller ve ayaklar gibi organları besleyen damarların daralması veya tıkanıklığını ifade eden bu hastalık, diyabetli hastalarda normale göre 2-8 kat daha sık görülür. Daha erken yaşta başlar, daha hızlı ilerler ve daha ağır seyreder. Ayakta bir yara oluştuğunda yara bölgesine yeteri kadar kan akışı olmaması, dolayısıyla yeterince beslenememesi sebebiyle iyileşme süreci uzar veya gerçekleşmez.
Ayrıca geçirilmiş ayak ülseri, kötü kan şekeri kontrolü, sigara kullanımı, düşük sosyoekonomik düzey, sağlık hizmetlerine yetersiz erişim ve eğitim eksikliği; riski artıran faktörler arasındadır. Yukarıdaki durumlara sahip hastalar yeni yaralar için risk altındadır. Yeni yara oluştuğunda veya yeni gelişen kızarıklık, şişlik, akıntı, farklı veya kötü koku, ağrı veya zonklama durumlarında tıbbi yardım için başvurulması son derece önemlidir.
Diyabetik ayak yaralarını önlemenin en etkili yolu günlük bakım ve düzenli kontroldür. Yapılması gerekenler kısaca şöyle sıralanabilir:
- Kan şekeri kontrolü: Hastalar kan şekerlerini düzenli olarak takip etmeli, tıbbi kontrollerini aksatmamalı, önerilen ilaç ve diyet programlarına uymalıdır.
- Günlük gözlem: Hastalar her gün ayakları ve parmak aralarını kontrol etmelidir. Yeni bir yara oluşumu veya renk değişikliği fark etmeleri halinde vakit kaybetmeden tıbbi yardım için başvurmalıdır.
- Uygun ayakkabı seçimi: Özellikle şekil bozukluğu olan ve yük dağılımı bozulmuş ayaklarda ayağın şekline uygun olarak üretilmiş ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayakkabılar giyilmeden önce içerisinde yaralayıcı taş, düğme gibi yabancı cisimler olmadığı kontrol edilmelidir.
- Düzenli ayak bakımı: Ayak bakımı düzenli olarak yapılmalıdır. Her hastanın muayene sonucunda doktorunun belirleyeceği özel ihtiyaçları olabileceği unutulmamalıdır.
Diyabetik ayak tedavisi bir ekip işidir. Bu süreçte dahiliye/endokrinoloji, enfeksiyon hastalıkları, girişimsel radyoloji, genel cerrahi, plastik cerrahi, ortopedi ve kalp-damar cerrahisi gibi branşlar birlikte çalışır. Ülkemizde de birçok hastanede “kronik yara” ya da “diyabetik ayak” poliklinikleri bulunur. Bu birimlerde farklı branşlardan uzmanlar birlikte çalışarak hastalara destek olur. Ayrıca diyabet hemşireleri, yara bakım hemşireleri, diyetisyenler ve ayak sağlığı uzmanları da tedavi ve bakım sürecine önemli katkı sağlar.
Sonuç olarak, diyabetik ayak sadece tedavi edilmesi gereken bir sorun değil, doğru önlemlerle tamamen önlenebilecek bir komplikasyondur. Kan şekeri kontrolü, uygun ayakkabı seçimi ve düzenli ayak bakımı gibi küçük alışkanlıklar, büyük kayıpların önüne geçebilir. Erken fark etmek önemli, ama hiç gelişmemesini sağlamak çok daha değerlidir. Bilgi, farkındalık ve özenli bakım bir araya geldiğinde, diyabetik ayağa bağlı uzuv kaybı kaçınılmaz bir sonuç olmaktan çıkar.





