Dr. Mehmet Rakipoğlu, Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, 15 Eylül'de Doha'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi'nde alınan kararları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın zirvede verdiği mesajları kaleme aldı.
İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırım ve saldırganlık, yalnızca Filistin’le sınırlı kalmamış, Tahran, Beyrut, Şam ve Sana’ya yönelik hamlelerle bölgesel bir boyut kazanmıştı. Tel Aviv rejimi 9 Eylül 2025’te Hamas liderlerini hedef alma iddiasıyla Katar’ın başkenti Doha’ya hava saldırısı düzenledi. Hamas’ın müzakere heyetini hedef alan saldırıda 5 Hamas üyesi ve Katar iç güvenliğinden bir yetkili hayatını kaybetti. Bu adım, İsrail ile özdeşleşen egemen bir ülkenin topraklarına yapılan doğrudan bir başka saldırı olarak tarihe geçti.
Doha yönetimi olayı “devlet terörizmi” diye nitelendirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan da Netanyahu hükümetinin artık sadece Filistin değil, tüm bölge için tehdit oluşturduğunu vurguladı. Bu saldırı, İsrail’in agresyonunun sınır tanımadığını ortaya koyarken bölge ülkelerini ortak bir tutum almaya itti. Hatta daha önce İsrail ile normalleşme sürecine giren Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) dahi Tel Aviv’i kınadı. Arap ve İslam ülkeleri, İsrail’in bu hamlesini barış arayışlarını sabote eden bir tehdit olarak değerlendirdi.
ABD’nin güvenlik şemsiyesi
Katar, ABD’nin bölgedeki en büyük askeri üssü el-Ubeyd'e ev sahipliği yapıyor. Buna rağmen İsrail saldırısından korunamadı. Bu durum, Washington’ın güvenlik taahhütlerinin sorgulanmasına yol açtı. ABD Başkanı Donald Trump temkinli bir açıklamayla Katar’ın önemini vurgulasa da İsrail’e yalnızca sembolik uyarılarda bulundu. Bu tutum, Körfez’de ABD’nin güvenilirliğine dair kuşkuları artırdı.
Aslında bu güven kaybı yeni değil. 2019’da Husilerin Suudi Arabistan’ın Abkayk ve Hureys petrol tesislerine yönelik saldırıları sonrasında Washington’ın kayıtsız kalması Riyad’da büyük hayal kırıklığı yaratmıştı. Bugün benzer güvensizlik Katar saldırısı sonrasında yeniden gündeme geldi.
Bölgesel güvenlik arayışları
İsrail’in Katar’a saldırısı sonrası oluşan ortak tepki, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik mimarisinin gündeme geldiğini gösteriyor. Katar Başbakanı Muhammed bin Abdurrahman es-Sani, uluslararası topluma çifte standartları bırakma çağrısı yaparken, kolektif bir cevap arayışını duyurdu. 15 Eylül 2025’te Doha’da toplanan İslam İş Birliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Ligi Olağanüstü Ortak Zirvesi bu arayışın somut örneği oldu. Zirvede 57 İİT ve 22 Arap Ligi üyesi, İsrail’in saldırılarına karşı ortak tavır aldı. İran’dan gelen “ortak harekat merkezi” önerisi, İslam ülkeleri arasında askeri işbirliğini gündeme taşıdı.
Bu noktada Mısır da yıllardır rafa kaldırılan ortak Arap savunma gücü fikrini yeniden masaya getirdi. Kahire’nin planına göre, üye ülkelerin kara, hava ve deniz unsurlarından oluşan müşterek bir ordu kurulacak ve ilk komuta Mısır’a verilecekti. Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve İran gibi güçlü orduların öncülük edebileceği bu yapı, bölgesel caydırıcılık sağlamayı hedefliyor.
Türkiye-Katar dayanışması
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail’in Katar saldırısından birkaç gün sonra Doha’ya giderek İİT’nin olağanüstü zirvesine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani ile görüşerek Ankara’nın dayanışma mesajını iletti. Cumhurbaşkanı Erdoğan zirvede yaptığı konuşmasında, İsrail’in Gazze’deki saldırılarını ve Doha’ya yönelik provokasyonu sert sözlerle kınadı. Türkiye, İsrail’in eylemlerinin sadece Filistin değil, tüm bölgenin güvenliği için tehdit oluşturduğunu belirtti. Ayrıca Türkiye, Filistin’in Birleşmiş Milletler'e (BM) tam üyeliği gibi diplomatik girişimlere destek verilmesi ve kalıcı ateşkesin sağlanması çağrısında bulundu.
Dolayısıyla, Orta Doğu İsrail saldırganlığına karşı yeni bir dönemin eşiğinde. Bu anlamda, İsrail’in Doha saldırısının bölgeyi kritik bir eşiğe taşıdığı ifade edilebilir. Bölge ülkeleri ABD’nin güvenlik şemsiyesinin giderek anlamını yitirdiği bu dönemde kendi güvenliklerini sağlamak için ortak mekanizmalar arayışına yöneliyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin diplomatik ve askeri gücüyle, Mısır'ın askeri tecrübesi ve Körfez’in finansal desteği birleşirse, Orta Doğu’da yeni bir güvenlik düzeninin inşası hızlanabilir.




