Üstelik ABD’nin müttefiklerini bilgilendirmeden başlattığı bu yeni savaş, Trump ile Avrupalılar arasındaki uçurumu daha da derinleştirdi. Amerikan başkanı bize, Avrupalılara, “korkaklar, bunu unutmayacağız” dedi. Bu yeni savaşla birlikte Ukrayna ve Gazze’yi de unutma riskiyle karşı karşıyayız.
Netanyahu’nun ne istediğini anlamak aslında daha kolay: İran’a kesin bir darbe vurmak, Tahran’ın ve onun bağlantılı yapıların (Hizbullah, Hamas, Husiler) İsrail’in varlığına yönelik oluşturduğu tehdidi tamamen ortadan kaldırmak istiyor. Bunun ne kadar yıkıma ve ölüme yol açacağı ya da ekonomik sonuçlarının ne olacağı onun için önemli değil.
Trump’ın tutumu ise daha az anlaşılır. Gerçek hedeflerinin ne olduğu net değil. Bir yandan plansızlık, diğer yandan belirleyici unsurların hafife alınması, Beyaz Saray’daki tabloya hâkim görünüyor. İran’ın, lider kadrosu hedef alınmış olsa bile, kendini savunmak için tek mümkün yolu seçeceğini anlamak için büyük bir strateji uzmanı olmaya gerek yoktu: Körfez ülkelerini de çatışmaya dahil etmek ve petrol ile gaz üretimi açısından hayati öneme sahip bir bölgeyi felç etmek.
Kısacası mesaj şu: “Samson herkesle birlikte yok olsun” yani bakalım enerji fiyatları fırlarken Batı buna ne kadar dayanabilecek.
Bugün gelinen noktada mesele şu: Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini durdurmak için birkaç dron ve füze yeterli. İran’ın herhangi bir noktasından, Amerikan ve İsrail bombardımanlarının verdiği ağır hasara rağmen, bu saldırılar gerçekleştirilebilir.
Bu nedenle çatışmanın nasıl sona ereceğini öngörmek son derece zor. Ancak Trump, narsistik çıkışlarından biriyle bir anda dünyaya “kazandık, savaş bitti” diyebilir. Bunun gerçekten bir zafer olup olmadığı ise Donald Trump’ın dünyasında pek de önemli olmayacaktır.




