Bazı haberler vardır, insan gülsün mü ağlasın mı bilemez.

Bu hafta onlardan biri geldi.

Perşembe günü Avrupa’da devlet tahvilleri güçlü alım gördü. Yatırımcı hisseden de şirket kredisinden de çıkıp “en sağlam kâğıt hangisiyse oraya” kaçtı. Sebep belli: Yapay zekâ harcamalarının borçla finanse edilmesi.

Yani dünya yapay zekâ için borç yapıyor.

Birileri de “Bu borç nasıl ödenecek?” diye sormaya başladı.

Ben bunu okuyunca aklıma mahalle düğünü geldi.

Hepimiz biliriz o düğünü. Salon tutulur, orkestra getirilir, davetli listesi uzar, davetiyeler yaldızlı basılır. Para yok mu? Olsun. Borç alınır. Çünkü herkesin dilinde aynı cümle vardır:

“Takı gelir, öderiz.”

Yapay zekâ düğünü de tam böyle.

Salonun adı veri merkezi.

Orkestranın adı çip.

Davetlilerin adı yatırımcı.

Faturayı ise henüz kimse okumak istemiyor.

Rakamlara bakalım, ama çok sıkmadan. Amazon, Alphabet, Microsoft ve Meta’nın bu yıl yapay zekâya ve veri merkezlerine harcayacağı paranın 725 milyar doları bulması bekleniyor. Rakamı yazarken sıfırları bir daha saydım.

Bank of America’nın hesabına göre bu yatırımlar, temettü ve hisse geri alımlarından sonra faaliyet nakit akışının yüzde 94'ünü yutuyor. Yani maaşın neredeyse tamamı salona gidiyor.

Açığı kim kapatıyor? Tahvil. Yılbaşından bu yana büyük teknoloji devlerinin çıkardığı tahvilin 300-320 milyar dolara ulaştığı tahmin ediliyor. 2027 için 340 milyar dolarlık yeni borç daha bekleniyor.

Bu artık “komşudan biraz borç alalım” seviyesi değil.

Bu “kuyumcuyla anlaşalım” seviyesi.

Ama adil olalım. Davetli gerçekten çok. Veri merkezi gelirleri hızla büyüyor, bazı şirketler talebi karşılayamadığını söylüyor. Düğün boş değil.

Mesele, takının düğün masrafını karşılayıp karşılamayacağı.

Bir mühendis olarak beni asıl düşündüren iki detay var.

Birincisi, kiralama süreleri. Yirmi yıllık veri merkezi sözleşmeleri imzalanıyor. İçine konan çiplerin ekonomik ömrü ise çok daha kısa. Yani salon yirmi yıllığına tutuluyor ama gelinlik iki sezonluk.

İkincisi, bazı analistlerin dikkat çektiği döngü. Çip üreticisi müşterisine yatırım yapıyor, müşteri de o parayla yine aynı üreticiden çip alıyor.

Bu, düğün sahibinin davetliye para verip “Bununla bana takı al” demesine benziyor.

Kasada para var gibi görünüyor.

Ama hep aynı para.

Bir de düğünden sonra gelen hesap var. Elektrik ve su.

Davetliler yer, içer, gider. Mutfağın gazına kimse bakmaz. Oysa veri merkezlerinin elektrik tüketiminin 2030'a kadar yaklaşık iki katına çıkması bekleniyor. Su tüketimi için ise tahminler 2025 yılında bile 312 ile 765 milyar litre arasında değişiyor.

Aralığın bu kadar geniş olması da ayrı bir mesele.

Faturası belirsiz bir düğün.

Bu arada dünya bunları konuşurken bizde düğün çok daha küçük başladı, çok daha kötü bitti.

SPK 17 Eylül’de 131 fonun tasfiyesine karar verdi. 455 binden fazla yatırımcı bu işin içinde. Meclis’e 9 maddelik bir teklif geldi: Kişi başına 1 milyon liraya kadar ara ödeme. Hazine’den katkı yok.

Teklifin metnindeki ayrıntı da önemli. Düzenleme yalnızca bu fonları kapsıyor. Diğer fonlar için genel ve sürekli bir tasfiye ve sorumluluk rejimi kurmuyor.

Yani bu düğünün zararı konuşuluyor.

Bundan sonraki düğünlerin kuralı yok.

Meclis’teki grup başkanı “virüsü bünyeden atacağız” diyor. Güzel. Ama yazılımcı olarak bir şey eklemek zorundayım:

Virüsün nereden girdiğini bilmeden temizlenen sistem, ertesi gün yeniden enfekte olur.

Bizim dünyada büyük bir kesintiden sonra yazılan bir rapor vardır. Adı postmortem. Kimseyi suçlamaz ama her şeyi açıkça yazar. Ne oldu, ne zaman oldu, alarm çaldı mı, çaldıysa kim duydu, kim duymak istemedi?

Bu olayın postmortem’i nerede?

Kamuoyu onu okuyabilecek mi?

Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle yayımlanan Yapay Zekâ Eylem Planı “teknolojik egemenlikten” ve “güvenilir yapay zekâdan” söz ediyor. Güzel hedefler.

Ama bence egemenlik çipten önce alarmdan başlar.

Vatandaşın “Bu algoritma gerçekte ne yapıyor?” diye sorabildiği, cevabını denetleyen birinin de olduğu bir düzen yoksa, egemenlik sadece bir slayt başlığıdır.

Yıllarca bas gitar çalmış biri olarak söyleyeyim: Solist ne kadar parlarsa parlasın, ritim bölümü çökerse şarkı biter.

Teknolojide ritim bölümünün adı denetimdir.

Yapay zekâ düğünü devam ediyor. Orkestra çalıyor, ışıklar yanık, davetliler masalarda.

Ben ise bir köşede oturup kasaya bakıyorum.

Çünkü bu mesleği çok sevdim ama şunu da öğrendim:

Teknolojiyi sevmek, ona kefil olmak demek değildir.

Müzik biter.

Hesap kalır.

Takı gelirse ne âlâ.

Gelmezse faturayı kim ödeyecek, onu şimdiden sormak gerekiyor.