BBC Türkçe
Haber akışına dön

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

Demokrasi kelimesi Yunanca demos (halk) ve kratos (güç/yönetim) kelimelerinden geliyor ve gücün halkın elinde olmasını ifade ediyor. Demokrasinin tarihi antik dönemlere kadar gidiyor. Peki tarihteki ilk demokrasi hangisiydi? Alışılagelmiş cevap: Antik Atina.

Antik Yunanlılar demokrasiyi ilk icat edenlerdi. Tarihte ilk kez "halkın yönetimi" fikrini hayata geçirdi. Britannica Ansiklopedisi'ne göre, MÖ 507'de Kleisthenes'in önderliğinde Atinalılar, yaklaşık iki yüzyıl sürecek bu benzersiz sistemi kurdular.

Atinalılar demokrasilerini üç temel soruya dayandırdılar:

  1. Demokratik yönetim için en uygun siyasi yapı neydi?
  2. Demos kimlerden oluşmalıydı?
  3. Yönetim için hangi siyasi kurumlar gerekliydi?

Cevapların ilki açıktı: Demokrasinin sahnesi polis, yani şehir-devlet olmalıydı. İkinci soruya, yani "Demos kimlerden oluşmalı?" sorusuna verilen yanıt, 19. ve 20. yüzyıldaki modern demokrasilerin deneyimlerine benziyordu. Yurttaşlık kalıtsaldı. Yani yalnızca anne ve babası da Atinalı olanlara veriliyordu. Bununla birlikte demos'a üyelik dahil siyasal haklar yalnızca 18 yaşını doldurmuş erkeklere tanınıyordu.

MÖ 403'te bu yaş 20'ye yükseltildi. Kesin nüfus verileri az olsa da yapılan çalışmalarda öne çıkanlara göre MÖ 4. yüzyıl ortalarında yaklaşık 100 bin yurttaş, 10 bin yerleşik yabancı (metoikos) ve 150 bine kadar köleleştirilmiş insan vardı. Yurttaşların yaklaşık 30 bini 18 yaş üstü yetişkin erkekti. Bu rakamlar doğruysa, demos toplam nüfusun yalnızca yüzde 10–15'ini temsil ediyordu.

Üçüncü sorunun cevabında ise Atina demokrasisinin kalbi Halk Meclisi (ekklesia) oldu. Akropolis'in batısındaki Pniks tepesinde toplanan bu meclis yılda yaklaşık 40 kez bir araya gelir, savaş ve barıştan vergiye ve yasaların kabulüne kadar her konuda karar alırdı. Kararlar genellikle el kaldırılarak oylanıyor, çoğunluğun görüşü geçerli oluyordu.

Yeni bir yasa önerildiğinde tüm yurttaşlar oy kullanabiliyordu, ama yalnızca o gün Meclis'te fiziksel olarak bulunuyorlarsa bunu yapabiliyorlardı. Dolayısıyla bu sistem, doğrudan demokrasiydi: Yurttaşlar savaş, barış, vergiler ve yasalar gibi konuları kendileri tartışıyor ve oy veriyordu; temsilciler seçip kararları onlara bırakmıyorlardı. Katılım fiilen zorunluydu ve binlerce yurttaş sürece dâhil oluyordu.

Fakat bu irade kadınları, yabancıları ve köleleştirilmiş insanları tamamen dışlıyordu. Kadınlar siyasetten tamamen dışlanmıştı, köleleştirilmiş insanların –ki nüfusun büyük kısmını oluşturuyordu– hiçbir hakkı yoktu ve yabancılara yurttaşlık tanınmıyordu.

Dolayısıyla Atina'da demokrasi yalnızca anne babası Atinalı olan özgür erkeklere açıktı; katılımcıların toplam nüfusa oranı oldukça küçüktü. Bu çelişki, bu dönem için çığır açıcı olsa da bugünün kapsayıcı standartlarından çok uzak olduğunu gösteriyor.

Yine de Atina demokrasisi güçlü bir yurttaşlık bilinci oluşturdu. Yurttaşlar karar alma süreçlerine ortak olduklarını hissediyor, bu da şehre olan bağlılıklarını ve Pers Savaşları gibi dönemlerde onu savunma iradelerini artırıyordu. Siyasal özgürlük, askeri ve sivil görevlerden ayrı düşünülemezdi: Her yurttaş, polis'i korumak ve kurumlarında yer almakla yükümlüydü.

Atina demokrasisi hem iç hem dış krizlerle karşı karşıya kaldı. Sparta ile yapılan Peloponez Savaşları sırasında sistem büyük baskı altına girdi. MÖ 404'teki "Otuz Tiran" gibi kısa süreli oligarşik yönetimler demokrasiyi kesintiye uğrattı. Son darbeyi Makedonya'nın yükselişi vurdu. MÖ 338'de II. Filip, Chaeronea Muharebesi'nde Atina ve Thebai'yi mağlup etti ve Atina'yı Makedon hâkimiyeti altına soktu.

Sonunda MÖ 1. yüzyılda Roma'nın etkisiyle Atina demokrasisi bir hatıradan ibaret hale geldi. Ancak Atina demokrasisi kalıcı bir miras bıraktı. Gücün yurttaşlarda olması gerektiğini ve siyasal katılımın özgürlüğün özü olduğunu ortaya koydu. BM, her yıl 15 Eylül'de Uluslararası Demokrasi Günü'nü kutlarken Atina'yı anmak insanlığa demokrasinin sadece bir siyasal sistem olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu hatırlatıyor.

Demokrasi, nihai bir durum değil; sürekli gelişen ve değişen bir süreçtir.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
bbc.comOkuma görünümü

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

BBC Türkçe haberinin tam metni · Pusholder okuma görünümü

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

Dünyanın ilk demokrasisinin hikâyesi

Demokrasi kelimesi Yunanca demos (halk) ve kratos (güç/yönetim) kelimelerinden geliyor ve gücün halkın elinde olmasını ifade ediyor. Demokrasinin tarihi antik dönemlere kadar gidiyor. Peki tarihteki ilk demokrasi hangisiydi? Alışılagelmiş cevap: Antik Atina.

Antik Yunanlılar demokrasiyi ilk icat edenlerdi. Tarihte ilk kez "halkın yönetimi" fikrini hayata geçirdi. Britannica Ansiklopedisi'ne göre, MÖ 507'de Kleisthenes'in önderliğinde Atinalılar, yaklaşık iki yüzyıl sürecek bu benzersiz sistemi kurdular.

Atinalılar demokrasilerini üç temel soruya dayandırdılar:

  1. Demokratik yönetim için en uygun siyasi yapı neydi?
  2. Demos kimlerden oluşmalıydı?
  3. Yönetim için hangi siyasi kurumlar gerekliydi?

Cevapların ilki açıktı: Demokrasinin sahnesi polis, yani şehir-devlet olmalıydı. İkinci soruya, yani "Demos kimlerden oluşmalı?" sorusuna verilen yanıt, 19. ve 20. yüzyıldaki modern demokrasilerin deneyimlerine benziyordu. Yurttaşlık kalıtsaldı. Yani yalnızca anne ve babası da Atinalı olanlara veriliyordu. Bununla birlikte demos'a üyelik dahil siyasal haklar yalnızca 18 yaşını doldurmuş erkeklere tanınıyordu.

MÖ 403'te bu yaş 20'ye yükseltildi. Kesin nüfus verileri az olsa da yapılan çalışmalarda öne çıkanlara göre MÖ 4. yüzyıl ortalarında yaklaşık 100 bin yurttaş, 10 bin yerleşik yabancı (metoikos) ve 150 bine kadar köleleştirilmiş insan vardı. Yurttaşların yaklaşık 30 bini 18 yaş üstü yetişkin erkekti. Bu rakamlar doğruysa, demos toplam nüfusun yalnızca yüzde 10–15'ini temsil ediyordu.

Üçüncü sorunun cevabında ise Atina demokrasisinin kalbi Halk Meclisi (ekklesia) oldu. Akropolis'in batısındaki Pniks tepesinde toplanan bu meclis yılda yaklaşık 40 kez bir araya gelir, savaş ve barıştan vergiye ve yasaların kabulüne kadar her konuda karar alırdı. Kararlar genellikle el kaldırılarak oylanıyor, çoğunluğun görüşü geçerli oluyordu.

Yeni bir yasa önerildiğinde tüm yurttaşlar oy kullanabiliyordu, ama yalnızca o gün Meclis'te fiziksel olarak bulunuyorlarsa bunu yapabiliyorlardı. Dolayısıyla bu sistem, doğrudan demokrasiydi: Yurttaşlar savaş, barış, vergiler ve yasalar gibi konuları kendileri tartışıyor ve oy veriyordu; temsilciler seçip kararları onlara bırakmıyorlardı. Katılım fiilen zorunluydu ve binlerce yurttaş sürece dâhil oluyordu.

Fakat bu irade kadınları, yabancıları ve köleleştirilmiş insanları tamamen dışlıyordu. Kadınlar siyasetten tamamen dışlanmıştı, köleleştirilmiş insanların –ki nüfusun büyük kısmını oluşturuyordu– hiçbir hakkı yoktu ve yabancılara yurttaşlık tanınmıyordu.

Dolayısıyla Atina'da demokrasi yalnızca anne babası Atinalı olan özgür erkeklere açıktı; katılımcıların toplam nüfusa oranı oldukça küçüktü. Bu çelişki, bu dönem için çığır açıcı olsa da bugünün kapsayıcı standartlarından çok uzak olduğunu gösteriyor.

Yine de Atina demokrasisi güçlü bir yurttaşlık bilinci oluşturdu. Yurttaşlar karar alma süreçlerine ortak olduklarını hissediyor, bu da şehre olan bağlılıklarını ve Pers Savaşları gibi dönemlerde onu savunma iradelerini artırıyordu. Siyasal özgürlük, askeri ve sivil görevlerden ayrı düşünülemezdi: Her yurttaş, polis'i korumak ve kurumlarında yer almakla yükümlüydü.

Atina demokrasisi hem iç hem dış krizlerle karşı karşıya kaldı. Sparta ile yapılan Peloponez Savaşları sırasında sistem büyük baskı altına girdi. MÖ 404'teki "Otuz Tiran" gibi kısa süreli oligarşik yönetimler demokrasiyi kesintiye uğrattı. Son darbeyi Makedonya'nın yükselişi vurdu. MÖ 338'de II. Filip, Chaeronea Muharebesi'nde Atina ve Thebai'yi mağlup etti ve Atina'yı Makedon hâkimiyeti altına soktu.

Sonunda MÖ 1. yüzyılda Roma'nın etkisiyle Atina demokrasisi bir hatıradan ibaret hale geldi. Ancak Atina demokrasisi kalıcı bir miras bıraktı. Gücün yurttaşlarda olması gerektiğini ve siyasal katılımın özgürlüğün özü olduğunu ortaya koydu. BM, her yıl 15 Eylül'de Uluslararası Demokrasi Günü'nü kutlarken Atina'yı anmak insanlığa demokrasinin sadece bir siyasal sistem olmadığını, bir yaşam biçimi olduğunu hatırlatıyor.

Demokrasi, nihai bir durum değil; sürekli gelişen ve değişen bir süreçtir.

Kaynak adresi

https://www.bbc.com/turkce/articles/c24r032jv39o?at_medium=RSS&at_campaign=rss