Psikoloji alanının güncelliği hiç bitmeyen konusu hangisi diye bir soru sorsanız, hiç tereddüt etmeden “zekâ” derim. Yaklaşık 130 yıldır hiç gündemden düşmemiştir. Geçenlerde bir kongre için Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te bulundum. Oradaki Manas Üniversitesi’ni ziyaret etme imkânım oldu. Kampüsteki ilan panosunda Nobel Ödüllü bilim insanımız Aziz Sancar’ın fotoğrafını ve altında da bir ifadesini gördüm. Sancar “Çoğu insan zekaya inanır, ben inanmıyorum, bizi birbirimizden ayıran emektir, ben çalışmaya inanıyorum” diyor.

Bu sözden ‘zekâ diye bir şey yoktur’ anlamı da çıkarılabilir ancak kendisinin bunu kastettiğini düşünmüyorum. Daha çok çalışmanın, emek harcamanın zekadan daha öncelikli olduğunu vurgulamaya çalıştığı kanaatindeyim. Aslında Sancar bu konuda yalnız değil. Daniel Goleman’ın 1995 yılında yayınlanan “Duygusal Zekâ” kitabının alt başlığı da oldukça sansasyonel, okuyucunun ilgisini çeken ve onları düşünmeye sevk eden bir tarzdaydı: “Duygusal Zekâ IQ’dan Neden Daha Önemlidir?” Yine azim konusundaki çalışmalarıyla ön plana çıkan Angela Duckworth de, uzun vadede azimli olmanın, yetenek ve zekâdan daha önemli olduğunu vurgulayan ve bunu kanıta dayalı olarak ortaya koymak için pek çok çalışma yapan bilim insanlarından birisidir. Bu ve benzeri görüşler IQ’nun abartıldığı fikrini sık sık vurgularlar.

Ancak bu, onların zekayı küçümsedikleri anlamına gelmez; daha ziyade IQ’nun başarı ve iyi oluşta tek belirleyici olmadığına dikkat çekerler. Çünkü biliyoruz ki yüksek IQ’ya sahip olmak beraberinde pek çok avantajı da getirmektedir. Genel kanının aksine yüksek IQ’ya sahip olanların hayatın farklı alanlarında daha iyi durumda oldukları da boylamsal araştırmalarla ortaya konulmuştur. Bu konudaki öncü çalışmalardan biri 1920’lerde başlayan ve Lewis Terman tarafından yapılan boylamsal araştırmadır. Terman 1500’den fazla üstün zekalı (135 IQ üzeri) çocuğu yetişkinlik dönemlerine kadar izlemiştir. Bu çalışmada yüksek zekaya sahip bireylerin nasıl bir kişilik yapısına sahip oldukları, toplumda ne kadar başarılı oldukları ve zekalarının yaşam boyu başarılarını nasıl etkilediği incelenmeye çalışılmıştır.

Elde edilen sonuçlar, üstün zekalı bireylerle ilgili yanlış inançların kırılmasına yardımcı olmuştur. Bu üstün zekalı çocukların okul başarıları ve sosyal uyumları akranlarına göre daha iyi düzeyde bulunmuştur. Hayatları boyunca daha çok nişan ve ödül almışlardır. Gelir düzeyleri akranlarına göre daha yüksektir. Yine yaşam memnuniyetleri (mutluluk) de daha yüksek bulunmuştur. Dahası akranlarına göre daha sağlıklıydılar, duygusal anlamda daha dengeliydiler, yaşam süreleri daha uzundu, alkolizm, boşanma ve intihar oranları da genel nüfustan daha düşüktü.

İskoçya’da yürütülen bir çalışmada da benzer sonuçlar elde edilmiştir. 1962 yılında 12 bin kadar çocuğa IQ testi uygulanmış ve 40 yıl sonra 2002’de bu katılımcıların sağlıkları incelenmiştir. Bulgular IQ’su yüksek olanların sigaraya ya hiç başlamadıklarını ya da başlamışlarsa bir süre sonra bıraktıklarını göstermiştir. Yine zekâ seviyesi yüksek olanlarda alkolizm ve obezite de daha az görülmüştür. Sonuç; zekâ önemlidir. Ancak tek başına yeterli bir belirleyici midir? Bunun üzerine düşünmek gerekmektedir.

Duygusal zekâ ve başarı
Fakat araştırmalar, duygusal faktörlerin (öz farkındalık, özdenetim, empati, sosyal beceriler) ve kişilik özelliklerinin (azim, kararlılık, öz-disiplin) de en az bilişsel zekâ kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bu vargı iki açıdan önem arz etmektedir. Başarının yalnızca yetenek ve zekâ ile ilgili olduğunu düşündüğümüzde ve bu iki özelliği kutsadığımızda çabala­manın anlamsız olduğu düşüncesine kapılırız ve çabalamayı bıra­kabiliriz. İkincisi, duygusal zekâ ya da azim, IQ’ya göre üzerinde daha fazla tasarrufta bulunabileceğimiz alanlardır. Yani geliştirmeye ve değiştirmeye daha açık alanlardır. Zekâ ve yetenek seviyesi yüksek olsa bile kişi duygusal olarak olgun değilse, stresle başa çıkamıyorsa ya da hedeflerine uzun süreli bağlılık gösteremiyorsa, potansiyelini tam gerçekleştiremeyebilir. Tersine, ortalama bir IQ’ya sahip ama yüksek azim ve duygusal olgunluğa sahip bir birey de hayatta büyük başarılar elde edebilir.

Sabır, tutku ve sebatkarlığın gücü azim
Azimli olmanın mutluluk, başarı ve yaşam kalitesini belirleyici rolünün farkında olan Angela Duckworth konu üzerine eğilmiş ve IQ düzeyi aynı olan öğrenciler arasında daha azimli olanların okulda daha başarılı olduğunu; askeri akademilerde yüksek azim düzeyi­nin, eğitimi tamamlamada IQ’dan daha güçlü bir öngörücü olduğunu ve uzun vadeli başarıyı açıklamada azmin, IQ’dan daha yüksek bir katkı sağladığını ortaya koymuştur.

Duckworth, uzun vadeli başarıların sabır, istikrar ve sürekli çaba gerektirdiğini vurgulamıştır. Ona göre azim, hayatı bir kısa mesafe koşusu gibi değil, bir maraton gibi yaşamaktır. Yine insanlarda hevesin yaygın olduğunu ancak sebatkarlık göstermenin ve kararlılığın nadir olduğunu ifade etmiştir. Duckworth, azimli insanların umutlu olduklarına da değinmiş ve azimli insanların taşıdığı umudun, şansa değil kendi çabalarının geleceği iyileştireceği beklentisine dayan­dığını vurgulamıştır.

Sonuç olarak IQ, duygusal zekâ ve azmi birbirlerine tercih edilecek özellikler olarak görmek yerine birbirlerini tamamlayıcı sistemler olarak görmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.