Düzenli egzersiz yapmak, tip 2 diyabet, kanser ya da bazı kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riskini azaltabilir. Aynı zamanda düzenli egzersiz, insan psikolojisine de olumlu etkide bulunabilir. Bu etkiler; stres ve anksiyeteyi azaltma, mutluluk hormonlarını arttırma, özgüveni geliştirme, hafızayı keskinleştirme şeklinde sıralanabilir.
Düzenli egzersiz, yapabilen insanlar için hem fiziksel hem de mental olarak yadsınamayacak düzeyde faydalıdır ancak fiziksel kısıtlamalardan ötürü egzersiz yapamayan bazı insanlar da bulunmakta. Bu kişiler için de egzersizin metabolik etkilerini taklit edebilen LaKe molekülü geliştirildi. Molekül, herhangi bir fiziksel efor gerektirmeksizin egzersizin ve orucun metabolik etkilerini taklit etmektedir. Bu molekülün belirtilen metabolik etkilerinin yanı sıra Parkinson ve demans gibi bazı nörolojik hastalıkların tedavisinde yardımcı olarak kullanılabileceği düşünülüyor. Tüm bu olası etkileri sayesinde bu molekülün keşfi ile birlikte yoğun egzersiz programlarına ya da oruç temelli diyetlere uyamayan kişilerde uygulanabilecek tedaviler için umut vadediyor.
LaKe molekülü hakkında derinlemesine konuşmadan önce bu molekülün metabolizmayı nasıl etkilediğini anlamak önemli. Bunu anlamak için de kısaca düzenli egzersiz yapmanın insan vücuduna olan etkilerinden ve moleküler boyutta bu mekanizmanın işleyişinden bahsedelim. Ardından LaKe molekülünü ve bileşenlerini daha da detaylı bir şekilde inceleyelim.
Laktatların ve Ketonların Vücudumuzdaki Rolü
Keton seviyeleri insan vücudunda gece orucu, 24 saatlik oruç, egzersiz ve ketojenik diyetle ya da takviyeler ile artmaktadır. Vücuttaki keton seviyelerinin artması, ATP (Adenozin Trifosfat) sentezi için kullanılan karbonhidrat miktarını azaltır ve yağ yakımını arttırarak vücut yağ oranını azaltmaya destek olur. Metabolik etkilerinin yanı sıra vücutta keton seviyelerinin artması nörodejeneretif hastalıklarda beyindeki glikoz metabolizmasını düzenleyerek hastalıkların tedavisinde önemli bir fayda sağlar. Laktat seviyeleri insan vücudunda egzersiz ile ya da ek takviyeler ile artmaktadır. Laktatlar glikoz metabolizmasında insülin direnci patogenezinde etkili bir ara üründür. Vücuttaki laktat seviyesi kilo kaybı, insülin duyarlılığı ve kas glikoz kinetikleri ile ilişkilendirilmektedir.
LaKe'in Geliştirilmesi
Laktat ve keton maddelerinin yukarıda bahsedilen metabolik etkileri bilinmekte olup bu maddelerden daha verimli bir şekilde yararlanılması için laktat ve ketonları birleştirerek LaKe molekülü oluşturuluyor. LaKe kelimesi tahmin edebileceğiniz gibi laktat ve keton kelimelerinin ilk iki harflerinin birleştirilmesi ile oluşuyor. Bu iki bileşik tek bir molekülde birleştirilerek enerji arttırıcı ve metabolik faydaları olması sağlanırken laktat ve keton tek başına alındığında ortaya çıkan asit birikimi ve tuz oluşumu gibi olumsuz etkileri de minimalize ediyor.
LaKe Molekülünün Oluşumu
LaKe molekülü boş karna hızlı koşulmuş 10 kilometrelik bir koşunun fizyolojik etkilerini taklit edebiliyor. Başlıca taklit edilen şu 3 etkiden bahsedilebilir:
- Fiziksel aktivite ya da oruç sırasındaki gibi vücuttaki yağların öncelikli olarak yakılması.
- Egzersiz sonrasında ya da oruç sırasındaki gibi açlığı bastırıcı hormonların salgılanması.
- Düzenli egzersizlerde görüldüğü gibi kandaki serbest yağ asit seviyesini azaltması.
LaKe'nin Nörolojik Etkileri
LaKe molekülünün aynı zamanda beyindeki düşük enerji seviyeleri ile ilişkilendirilen Parkinson ve demans hastalıklarının tedavisinde kullanılabileceği düşünülüyor. Laktat molekülünün stres altında ya da travmatik durumlarda beyindeki glukoz seviyelerini düzenlediği bilinmekte. LaKe molekülünün bu tür nörodejeneretif hastalıklara sahip kişilerdeki kullanımı ile ilgili Aarhus Üniversitesi kimya departmanından Profesör Thomas Poulsen şu açıklamalarda bulunuyor: "Ağır egzersizler gerçekleştiremeyecek hastalar bu moleküllerin seviyelerini yükseltebilecek bir ilaçtan çokça faydalanacaktır."
Sonuç
LaKe molekülü fiziksel kısıtlamalarından dolayı egzersiz yapamayan bireyler için uygun bir alternatif olmakla birlikte laktat ve ketonların tek başına alındığında sebep olduğu etkilere sebebiyet vermemektedir. Nörodejeneretif hastalıklara sahip kişilerde bu molekülün beyin glukoz seviyelerini düzenleme özelliğinden yararlanarak tedavilerde takviye olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.




