ABD Başkanı Donald Trump, Pentagon’un yeni strateji belgesiyle birlikte "Trump Doktrini"ni duyurdu. Yeni doktrin, Amerikan dış politikasının değişmeyen özünü, "kendinde küresel müdahale hakkı"nı bir kez daha gözler önüne serdi. Tarih boyunca ABD başkanlarının kendi adlarıyla anılan doktrinler, barış, özgürlük ve güvenlik söylemleriyle ileri sürülmüş olsa da her defasında yeni askeri genişlemelerin ve rejim değişikliği operasyonlarının gerekçesi haline geldi.

Tarih boyunca ABD Başkanlarının doktrinleri:

  • Nixon Doktrini: “kendi savaşınızı kendiniz yapın” söylemiyle Vietnam’ı kan gölüne çevirirken, ABD’nin vekalet savaşları dönemini de başlattı.
  • Monroe Doktrini (1823): İlk bakışta Avrupa sömürgeciliğine karşı bir bağımsızlık bildirisi olarak sunulsa da kısa sürede Latin Amerika üzerinde ABD hegemonyasının gerekçesine dönüştü.
  • Truman Doktrini (1947): Soğuk Savaş boyunca komünizme karşı her türlü rejim değişikliğini meşrulaştırdı.
  • Carter Doktrini (1980): Körfez’deki petrol akışını “ulusal çıkar” ilan etti; ABD, enerji güvenliği bahanesiyle Ortadoğu’ya kalıcı biçimde yerleşti.
  • Bush Doktrini (2001): 11 Eylül sonrası “önleyici savaş” kavramını getirdi: Irak ve Afganistan işgalleri, terörle mücadele kılıfı altında bölgesel rejim mühendisliğine dönüştü.

Trump Doktrini, “barış için güç” iddiasıyla Amerikan militarizmini yeniden küresel sahneye taşıyor. Savunma belgesi, Latin Amerika'ya karşı müdahaleciliği yeniden meşrulaştırıyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve kamuoyunda 'Trump Doktrini' olarak işaret edilen belge ise “güç en iyi caydırıcıdır” ifadesiyle nükleer silahlanmanın ve sınırlara askeri konuşlanmanın temel metni olarak kabul ediliyor. Doktrin, Avrupa’yı zayıf, NATO’yu “yeniden tanımlanmalı”, Çin’i “rakip”, Tayvan’ı ise “ön cephe” olarak nitelendiriyor. ABD'nin son dönemde Latin Amerika ve batı Afrika ülkelerine yönelik tehditleri de muhalif siyaset bilimciler tarafından Birleşik Devletler'in yeniden emperyal çizgiye dönmesi olarak yorumlanıyor.