Orta Doğu ve Avrasya’da güç dengeleri köklü bir dönüşüm geçirirken, Türkiye ise hem Batı’nın yeniden kurgulanan güvenlik mimarisinin hem de bölgesel kırılmaların tam ortasında buluyor. ABD’nin Avrasya'yı kuşatma doktrini, İsrail’in Levant merkezli güvenlik stratejisi, Suriye’deki askeri ve siyasi yeniden yapılanma, İran’ın sertleşen savunma refleksi, Körfez’in enerji güvenliği endişeleri ve Avrasya’daki güç rekabeti; Ankara’nın dış politikasını zorlayan çok katmanlı bir tablo ortaya çıkarıyor. Analistlere göre; mevcut denklem Türkiye için yalnızca sınır güvenliği ve askeri tehdit anlamına gelmiyor: aynı zamanda enerji, ticaret, diplomasi ve ulusal savunma kapasitesinin yeniden konumlanma ihtiyacını da gündeme getiriyor.

ABD'NİN OFİS MODELİ

Suriye'de, Beşar Esad'ın devrilmesinden sonra yaşanan gelişmeler ise Türkiye için en karmaşık güvenlik denklemini oluşturuyor. Stratejik analizlere göre; Washington yönetimi, terör örgütü PKK/YPG'ye siyasi “ofis modeli” üzerinden uluslararası temsiliyet kazandırmaya çabalıyor. Bu çerçevede Erbil’deki formülün benzerini Fırat’ın doğusunda hayata geçirmek, ABD’nin yakın dönem güvenlik stratejisinin kırılma noktalarından biri olarak değerlendiriliyor.

ABD, bir yandan sahada bulunan bin civarındaki askerini çekme niyetini gündeme getirirken, bir yandan da terör örgütü PKK/YPG'yi kurumsal bir modele dönüştürmeye devam ediyor.

LEGALİZASYON TEHLİKESİ

Stratejik analizlerde sınırın hemen ötesinde “legalizasyon sürecine sokulan” terör örgütü SDG'nin yalnızca silahlı tehdit değil, diplomatik meydan okuma niteliği kazanmasının da büyük riskler yaratacağı vurgulanıyor. Ankara’nın bu noktada askeri kapasiteyi güçlü tutması kadar diplomatik ve ekonomik araçlarla çok boyutlu karşı çerçeve geliştirmesi gerekliği vurgulanıyor.

GOLAN-HERMON STRATEJİSİ

Ulusal-Uluslararası Güvenlik ve Strateji Uzmanı Ünal Atabay; İsrail'in, çevresel güvenliğini sağlarken, bulunduğu havzada stratejik bir aktör olmayı ve saha dinamiklerini kendi lehine çevirecek şekilde sürekli bir bölgesel ortam yaratmayı hedeflediğini belirterek, "İsrail, bu plan çerçevesinde Suriye denklemine odaklanırken, Dürziler'in yanı sıra, SDG bölgesini de içeren bir müttefiklik çemberi oluşturmaya çalışıyor. Böylece hem İran’ın Irak’taki son kalelerinden biri üzerinde etkisini artırmak hem de İran’ı kendi ana kıtasına sıkıştırmak istiyorlar. İsrail, ciddi bir tehdit olarak gördüğü İran’ı bu stratejiyle içeride bölünmeye sürükleyebilecek sürecin taşlarını da döşemeyi hedefliyor. Tel Aviv yönetimi ayrıca, Golan-Hermon ekseninde geliştirilen modelle hem Suriye hem de Lübnan üzerindeki baskıyı kalıcılaştırmayı amaçlıyor" dedi.

SÜVEYŞ YERİNE GAZZE

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni ise ABD'nin Doğu Akdeniz planına dikkat çekerken, "ABD ve İsrail; Gazze'nin işgalinin ardından bölgeyi yalnızca güvenlik değil aynı zamanda enerji ve lojistik merkezi olarak yeniden tasarlıyor. Yeni plan, Gazze’nin Münhasır Ekonomik Bölgesindeki doğalgazı, İsrail ve Ürdün üzerinden Akdeniz’e bağlayan alternatif bir tedarik hattını içeriyor. Bu modelde Süveyş'in bypass edilerek Akabe üzerinden Gazze’ye yeni bir deniz hattı kurulması hedefleniyor" uyarısında bulunuyor.

"HİNDİSTAN AKDENİZ'DE"
Gazze limanının ilerleyen dönemde 'uluslararası güvenlik denetimine' açılarak, bölgenin enerji ve lojistik kapısı haline getirilmesinin Türkiye açısından riskler barındırdığını da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Köni şu tespitlerde bulunuyor: "İsrail ve ABD, bu plan ile Doğu Akdeniz’deki enerji haritasını yeniden çizerken, Türkiye’nin dışlandığı alternatif bir hat oluşturuluyor. Son dönemin en çarpıcı gelişmelerinden biri, Hindistan’ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne yönelik planladığı askeri satış paketleri. Hindistan'ın amacı, Pakistan ile Türkiye arasındaki savunma işbirliğine doğrudan karşı hamlede bulunmak. EastMed enerji projeleri ise, Yunanistan, İsrail ve Rum Kesimi üçgeni üzerinden yeniden canlandırılmak isteniyor."

Prof. Dr. Köni; ABD Başkanı Trump'ın, Kazakistan merkezli yeni denklemde, Çin’in kara ticaret arterlerini sınırlamak, Rusya’nın bölgesel nüfuzunu azaltmak, Orta Asya’yı ABD merkezli kontrollü kalkınma hattına çekerek 'Avrasya-Doğu Akdeniz' hattını oluşturmak istediğini belirtiyor.

BRICS DENGELEYİCİ

Siyaset Bilimci Umur Tugay Yücel ise, BRICS'in çok kutuplu dünya düzeninde dengeleyici pozisyonuna dikkat çekerken, Türkiye’nin hem Doğu’ya hem de Batı’ya aynı mesafede durabilen çift yönlü diplomatik mimariyi canlı tutması gerektiği vurguluyor. Yücel, "Türkiye ancak çok boyutlu bir yaklaşım, güçlü diplomasi, proaktif askeri kapasite, enerji ve jeoekonomi merkezli strateji ile dengeleri lehine çevirebilir" ifadelerini kullanıyor.