SETA araştırmacısı Büşra Zeynep Özdemir, deniz üstü rüzgar enerjisinin stratejik önemini ve Türkiye’nin bu alandaki konumunu AA Analiz için yazdı. Küresel ısınma ve iklim değişikliği kaygıları son 20 yılda yenilenebilir enerji kaynaklarının dünyada ve ülkelerin enerji karışımlarındaki payını giderek artırdı. Bu kaynaklar arasında deniz üstü rüzgar enerjisi, yüksek teknik potansiyeli ve kesintisiz üretim kapasitesiyle küresel ölçekte yatırım için en cazip ve hızlı büyüyen alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Deniz üstü rüzgar enerjisi teknolojileri yalnızca iklim değişikliği ile mücadele alanında sınırlı kalmayıp, enerji güvenliği, sanayi ve istihdam gibi alanlarda da fırsatlar sunuyor. Danimarka’dan günümüze dünyanın ilk deniz üstü rüzgar santrali 1991’de Danimarka’nın Vindeby kıyılarında kuruldu. 2000'e gelindiğinde ise dünyada yalnızca üç Avrupa ülkesinde toplam 67 megavatlık kurulu kapasiteye sahip deniz üstü rüzgar santralleri bulunuyordu. O tarihten sonra teknoloji hızlı bir ilerleme kaydetti. 2010'a gelindiğinde, 3 megavat kurulu gücündeki tek bir türbin tüm Vindeby santralinin ürettiğinden daha fazla elektrik sağlayabiliyordu. Günümüzde deniz üstü türbinlerinin 25 megavatlık kurulu güce sahip olabilmesi sektörün kısa sürede ne kadar hızla olgunlaştığını gösteriyor. Deniz üstü rüzgarı, enerji arzında çeşitlilik sağlayarak enerji güvenliğinin artırılmasında önemli bir rol üstleniyor. Bununla birlikte, projelerin yüksek kurulum finansmanı gerektirmesi en büyük zorluklardan biri olmaya devam ediyor. Yasal prosedürler yatırımı en fazla etkileyen faktörlerin başında geliyor. Yapılan bir araştırmaya göre dünya genelinde hayata geçirilen projelerin yüzde 80’i doğrudan hükümetlerin izlediği politikalardan etkileniyor. Çin bugün en yüksek kurulu güce sahip olmanın yanında deniz üstü rüzgar teknolojileri üretiminde de en önemli ülkelerden biri. Ancak Türkiye hem kurulu gücü artırmaya hem de teknolojisinin üretimine odaklanıyor. Ancak deniz üstü rüzgarı henüz Türkiye’nin enerji karışımında bulunmuyor. 2018’de düzenlenen ilk YEKA ihalesi, belirlenen sahalarla ilgili yetersiz veri nedeniyle sonuçlanamadı. Türkiye’nin Ulusal Enerji Planı, 2035'e kadar 5 gigawat kurulu deniz üstü rüzgar kapasitesine ulaşmayı öngörüyor. Deniz üstü rüzgar enerjisini Türkiye için stratejik kılan üç faktörden söz edilebilir. Birincisi, kendi rüzgar kaynaklarını kullanarak ithalata olan bağımlılığı azaltmak. İkincisi, limanlar, tersaneler, türbin ve komponent üretimi gibi alanlara yapılacak yatırımlarla ekonomik fırsatlar yaratmak. Üçüncüsü ise, sektöre erken adım atan ülkelerin bölgesel tedarik zincirlerini şekillendirmesi. Türkiye, daha şeffaf bir izin süreci, sağlam bir yasal çerçeve ve sadeleştirilmiş ihale mekanizmalarıyla daha çok yatırımcı çekebilir. Küresel enerji dönüşümü çoktan başladı ve deniz üstü rüzgarı bu sürecin merkezinde yer alan enerji kaynaklarından biri. Artık denizlerden gelen rüzgar gücünü sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürmenin zamanı.