Türkiye ekonomisi 2025 yılının son çeyreğine girerken karmaşık bir tabloyla karşı karşıya. Hem kamu hem özel sektör verileri, fiyat artışları ve tüketici davranışları arasındaki etkileşim, günlük hayatı doğrudan etkilerken, ekonomik göstergelerin çoğu kafa karıştırıcı bir dengeye işaret ediyor.
İnşaat ve sanayi sektörlerindeki gelişmeler, ticaret hareketliliği, tüketici fiyatları ve enflasyon oranları, vatandaşın günlük yaşamını etkileyen çok boyutlu bir ekonomi resmini ortaya koyuyor. İnşaat ve sanayi sektörlerinde yaşanan gelişmeler de bu tablonun önemli belirleyicileri arasında yer alıyor. TÜİK verilerine göre, İnşaat Maliyet Endeksi; eylül ayında aylık bazda yüzde 0,87, yıllık bazda ise yüzde 23,18 artış kaydetti. Yüksek maliyetler sektörde belirleyici olsa da fiyat artış hızında yavaşlama gözlemleniyor. Bu durum, inşaat sektöründe kademeli bir maliyet baskısı olduğunu ve konut üretim maliyetlerinin sürdürülebilirliğinin halen risk altında bulunduğunu ortaya koyuyor.
Ticaret sektöründe ise hareketlilik artış gösteriyor. Ticaret Satış Hacmi Eylül ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 4,7, yıllık bazda ise yüzde 10,3 artış kaydetti. Sanayi sektöründe yaşanan yavaşlamaya karşılık, ticaretteki artışın nedeni olarak ucuz ithalat ve tüketici talebindeki nispi canlılık öne çıkıyor. Ancak bu canlılık, vatandaşın günlük yaşamını rahatlatacak seviyede değil; fiyat artışları, gelirler ve alım gücü arasındaki uçurum halihazırda kapanmış değil.
Türk-İş’in verilerine göre dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 92 bin 547 TL. Ancak İstanbul Planlama Ajansı’na (İPA) göre büyükşehir koşullarında bu rakam 104 bin 927 TL’ye yükseliyor. Ankara, İzmir, Antalya ve Bursa’da da benzer artışlar gözlemleniyor. Ekonomistler, kira artışları ve gıda fiyatlarının hane gelirinin çok üzerinde seyrettiğine dikkat çekiyor.
Piyasalardaki son duruma ilişkin geçtiğimiz gün Ekonomim Gazetesindeki köşesinde bir yazı kaleme alan Ekonomi yazarı Servet Yıldırım ise, "Gerekenler zamanında yapılsaydı ve gerekmeyenler yapılmasaydı, bugün çok daha düşük bir enflasyon patikasında olurduk. Ama olmadı. Bizde enflasyon hedefi artık pusula olmaktan çıkmıştır. Hedeflerin inandırıcılığını kaybetmesi beklenti yönetimini zorlaştırmaktadır" değerlendirmesinde bulundu. Yazısında enflasyonla mücadelede kurumsal güvenin önemine de değinen Yıldırım, "Enflasyonla mücadele yalnızca teknik bir süreç değil, aynı zamanda güven meselesidir. Merkez Bankası’nın politik duruşunu destekleyecek paralel adımlar atılmalı, para politikası ile maliye politikası arasında uyum sağlanmalı ve siyasi destek açık biçimde ortaya konulmalıdır" görüşlerini gündeme taşıdı.





