Son dört yıldır yaşadığımız enflasyonun gerçek nedenini ortaya koymadan sadece talep kısıcı (kredi kartı kullanımını engellemeye kadar) politikalarla mücadele etmeye çalışıyoruz. Oysa yaşadığımız açık bir maliyet enflasyonu. Maliyetleri artıran en önemli etken de kur.
Kurları içimiz titreyerek takip ediyor, biraz kıpırdayınca maliyet hesaplarına başlıyor, üreticisiyle, tüketicisiyle artmaması için dua ediyoruz. Enflasyonu dizginlemenin en önemli aracı kur kontrolünü sağlamak ve döviz talebini tetikleyen unsurları engellemek. Bunun en önemli yolu da faiz olduğundan, yüksek faiz/kurs dengesi yüzünden enflasyonu indirmede fazla başarılı olamıyoruz.
Türkiye ekonomisi, son yıllarda döviz kurlarındaki dalgalanmaların etkisiyle üretimde önemli zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Üretimde ithal ara malı ve hammadde kullanımı, kur artışlarının maliyetleri tetiklemesi ve rekabet gücünü azaltması gibi sorunları beraberinde getiriyor. Kur artışı sanıldığı gibi ihracatı uçurmuyor, tam tersi, kur istikrarının olduğu dönemlerde ihracat rekoru kırıyoruz. Bu durum, sürdürülebilir bir ekonomik büyüme ve kalkınma için üretim yapısında köklü bir dönüşümü zorunlu kılmaktadır.
Öyle ki ithalata dayalı, kura duyarlı üretim yapısı, kur arttıkça üretim maliyetlerini de artırmakta, ihracatçının dış piyasalarla rekabet şansını azaltmaktadır. Bu nedenle tekstil başta olmak üzere birçok sanayici yurt dışına yatırım yapmakta ve işlerini başka ülkelere taşımaktadır.
2024 yılı itibariyle ara mallar ve hammadde ithalatının toplam ithalat içindeki payı yüzde 70 iken 2025 Ağustos itibariyle yüzde 68’e düşmüş, tüketim mallarının payı ise yüzde 15’den yüzde 16.5’a yükselmiştir. Bu gidişat ithalata dayalı üretimin de tehlikede olduğunu ve daha da kötüsü, doğrudan ithalatçı olmaya doğru gittiğimizi gösteriyor.
Bu döngüyü nasıl kıracağız? Kura duyarlı, ithalata dayalı üretim modelini nasıl değiştireceğiz?
Yapısal dönüşümün temel ilkeleri:
Stratejik sektörlerde yerli üretimin teşviki:
Öncelikle stratejik olarak belirlediğimiz sektörlerde yerli üretimi desteklememiz gerekiyor. Bu sektörler, savunma sanayi, ilaç, petrokimya, tarımsal üretim, enerji, gıda ve temel sanayi girdileri gibi alanları kapsamalıdır. Yerli üretimi teşvik etmek için uzun vadeli ve öngörülebilir politikalar oluşturulmalı, yatırım teşvikleri, vergi avantajları ve uygun kredi imkanları sunulmalıdır. Bu sektörleri ithal hammadde bağımlılığı ve kur baskısından kurtarmadan sağlıklı bir enflasyonla mücadele programı yürütmek zordur.Araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) çalışmalarının güçlendirilmesi:
Üretimde katma değeri artırmak ve dışa bağımlılığı azaltmak için Ar-Ge faaliyetlerine yapılan yatırımların artırılması kritik öneme sahiptir. Üniversiteler, sanayi kuruluşları ve kamu Ar-Ge merkezleri arasındaki işbirliği güçlendirilmeli, nitelikli araştırmacı yetiştirilmesine yönelik programlar desteklenmelidir.KOBİ'lerin zamana uyumu:
Türkiye ekonomisinin önemli bir aktörü olan KOBİ'lerin üretimde daha etkin rol alması ve ihracat potansiyellerini artırması için yapısal dönüşümleri desteklenmelidir. KOBİ'lerin dijitalleşme süreçleri hızlandırılmalı, teknoloji transferi imkanları sunulmalı ve finansmana erişimleri kolaylaşmalıdır.Nitelikli işgücü yetiştirilmesi ve mesleki eğitimin güçlendirilmesi:
Üretim yapısındaki dönüşümün başarılı olabilmesi için nitelikli işgücü hayati öneme sahiptir. Mesleki ve teknik eğitim sisteminin günümüzün ve geleceğin ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden yapılandırılması gerekmektedir.İthalata bağımlılığı azaltacak hammadde ve ara malı üretiminin desteklenmesi:
Türkiye'nin dışa bağımlılığının temel nedenlerinden biri olan ara malı ve hammadde ithalatının azaltılması için stratejik adımlar atılmalıdır.İhracat odaklı büyüme stratejisinin benimsenmesi:
Üretim yapısındaki dönüşümün sürdürülebilir olması için ihracat odaklı bir büyüme stratejisi benimsenmelidir. Türk ürünlerinin uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artırmak için kalite standartları yükseltilmeli, markalaşma çalışmaları desteklenmelidir.
Sonuç olarak Türkiye'nin kur artışlarının olumsuz etkilerinden kurtulması ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalaması için üretim yapısında köklü bir dönüşüm kaçınılmazdır. Bu yapısal adımların kararlılıkla ve uzun vadeli bir perspektifle hayata geçirilmesi, Türkiye ekonomisinin dış şoklara karşı direncini artıracak ve ulusal refahın yükselmesine katkı sağlayacaktır.




