İnsanlar sürekli ahlaki meseleler hakkında konuşup dururlar. Kamusal alanlarda ahlaki iddialar öne sürüldüğünde çok sık duyduğumuz tepkilerden biri "onlar ahlak sinyallemesi" yapıyor demektir. Özellikle Twitter bu türden suçlamalar ile doludur: Gazeteci Piers Morgan, oyuncu Jameela Jamil'i "acınası bir erdem sinyalcisi aptal" olmakla; muhafazakâr bir kurum olan Manhattan Institute for Policy Researce iklim aktivistlerini erdem sinyalcisi kişiler olmakla; yazar Bjorn Lomborg ise veganlığı bir erdem sinyallemesi olmakla itham etmiştir. Bu manzarada birini "erdem sinyallemesi" yapmakla suçlamak aslında onu bir tür ikiyüzlülükle itham etmek anlamına geliyor. Suçlamaya maruz kalan kişi ilgili ahlaki meseleyi içtenlikle önemsediğini söyler fakat bu suçlamaya göre asıl önemsediği şey yalnızca kendisidir. Bırakın zihinleri veya dünyayı olumlu anlamda değiştirmeyi amaçlamayı, onların tek derdi kendilerini olabildiğince gösterişli ve etkileyici bir şekilde sergilemektir. Gazeteci James Bartholomew’un The Spectator dergisinde belirttiği üzere, erdem sinyalleme başkalarını önemsemek veya onlara içten ilgi göstermekle değil, "kişinin egosunu yüceltme arzusu ve bitmeyen kibrinden" kaynaklanmaktadır. Biraz ironik görünecek ama başkalarını erdem sinyallemesi yapmakla suçlamanın kendisi başlı başına bir erdem sinyallemesi olabilir, sadece farklı bir kitleye yönelik bir gösteri. Bunu bir erdem siyallemesi olarak görelim veya görmeyelim çok da mühim değil fakat başkalarını erdem sinyalcisi olmakla suçlamanın kendisi de bir tür erdem sinyalciliğidir: Odaklandığı noktayı ahlaki iddianın işaret ettiği yerden onu dile getiren kişiye doğru kaydırıyor yalnızca. Bundan ötürü, bu suçlamaya başvuranlar aslında onu tartışılmakta olan ahlaki iddiayı ve meseleyi tartışmaktan kaçınmak için suistimal edebilir.
Şimdi farklı bir meseleyi daha incelemek istiyoruz. Bildiğimiz kadarıyla bu konuyu akademik literatürde işleyen tek kapsamlı çalışmada, felsefeci Justin Tosi ile Brandon Warmke, "ahlaki şovmen"i (onlar erdem sinyalcisi yerine bu terimi kullanıyorlar) kamusal ahlaki söylemin işlevini saptırdıkları gerekçesiyle suçluyorlar. Tosi ve Warmke'ye göre, kamusal ahlaki söylemin "pratikliğini ve uygulanmasını meşrulaştıran birincil ve temel işlev", "insanların ahlaki tutum ve inançlarını giderek geliştirmek veya yeryüzündeki ahlaki ilerlemeyi/iyileşmeyi teşvik etmektir." Kamusal ahlak söylemlerinin amacı, insanların daha evvel fark etmedikleri ahlaki bir meseleyi görmelerini ve/veya ilgili bir ahlaki meselede harekete geçmelerini sağlamaktır. Fakat erdem sinyalcileri sahneye çıktıklarında bunu yapmak yerine kendilerini ön plana çıkarırlar ve insanların dikkatlerini ahlaki meselelerden saptırırlar. Erdem gösterisini genellikle hemen fark ettiğimizden dolayı bu durum izleyicide, sinyalciye yönelik bir hayranlık uyandırmaktan ziyade samimiyete karşı bir güvensizlik (sinizm) yaratıyor. Nihayetinde vardığımız yer, erdem sinyallemesinin ahlaki söylemi "ucuzlaştırdığı ve değersizleştirdiği"dir. Fakat Tosi ve Warmke, ahlaki söylemin temel ve birincil işlevinin insanlarının ahlaki inançlarını geliştirmek veya dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek olduğuna dair iddiaları hakkında bir delil sunmuyorlar. Parmak bastıkları nokta elbette ahlaki söylemin bir işlevidir ama onların varsaydığı gibi tek işlev bu değildir. Belki de ahlaki söylemin temel işlevlerinden biri, erdem siyallemesi yapmak veya buna benzeri bir şeydir. Sinyal vermek doğada epey yaygındır. Örneğin, tavus kuşunun kuyruğu, evrimsel uyumun bir işaretidir ve biyologlar buna “gerçek sinyal” derler çünkü taklit edilmesi epey zordur. Böyle gösterişli bir kuyruğa sahip olmak için çok fazla kaynak gerekir, sinyal ne kadar etkili ve iyiyse (yani kuyruk ne kadar büyük ve parlaksa) ona o kadar çok kaynak ayrılmış demektir. Bazı hayvanların sahip olduğu tüm ayaklarını dik tutup havaya doğru doğrusal bir sıçrama davranışı olan "stotting", muhtemelen çevikliğin ve sağlığın da gerçek bir işaretidir. Hızlı bir şekilde havaya doğru zıplayan bir ceylan çevresindeki potansiyel avcılara kendisini yakalamalarının kolay olmayacağını göstermektedir, bu da avcıların dikkatlerini daha kolay avlara yöneltmesine neden olabilir. İnsanlarda da sinyal verme davranışı vardır: Çok pahalı bir takım elbise giymek veya Rolex saat takmak, sahip olunan zenginliğin taklit edilmesi zor olan bir göstergesidir; bu davranışın sinyallediği şey uygun bir iş ortağı veya uygun bir eş olduğunuzdur.
Dine yönelik bilişsel bilimler çalışmalarında, genellikle iki tür sinyal arasında ayrım yapılır: maliyetli sinyaller ve güvenilirliği arttıran işaretler. Demin örnek verdiğimiz tavus kuşu kuyruğu maliyetli bir sinyal örneğidir, onu geliştirmek ve taşımak için epey enerjiye ihtiyaç vardır ve avcılardan kaçarken ayak bağı olabilir. Güvenilirliği arttıran işaretler ise doğru ve gerçek olmadıkları takdirde maliyeti olacak davranışlardır. Örneğin, yakınlardaki davetsiz misafiri görmezden gelen bir hayvan, grubun diğer üyelerine bu misafirin tehlikeli olmadığına yönelik mesajı taşımakla kalmaz, bunu mesajın doğruluğunu ve gerçekliğini teyit eden bir biçimde yapar: Çünkü şayet davetsiz misafir gerçek bir tehlike olsaydı, sinyali ileten hayvanın kendisi de tehlike altında olacaktı.
Dinsel sinyalleme, zaten ahlaki bir sinyallemedir. Toplumların sekülerleştikçe daha seküler ahlaki iddiaların aynı rolü üstlenmeye başlaması hiç de şaşırtıcı olmamalıdır. Erdem sinyalleme aslında kendi grubumuza yönelik sinyal ve mesaj niteliği taşır, grubun gözünde bizim (Tosi ve Warmke’nin ifadesiyle) "saygın ve itibarlı" olduğumuza işaret eder. Bu, ahlakın işlevinin çarpıtılması olarak tanımlanamaz; tam aksine bu ahlaki söylemin temel işlevlerinden birini yerine getirmesi olarak anlaşılmalıdır. Şayet bu türden bir erdem sinyallemesi kamusal ahlaki söyleminin merkezi ve meşrulaştırıcı bir işleviyse o halde onun söz konusu söylemi çarpıttığı veya saptırdığı iddiası yanlıştır. O halde iki yüzlülük iddiasını nereye koyacağız? "Erdem sinyalleme"nin ikiyüzlülük olduğuna dair suçlamayı iki farklı biçimde inceleyebiliriz. İlk olarak onların niyetlerini sorgulayabiliriz: Erdem sinyalcilerinin, erdem sinyalleyerek asıl yaptıkları şeyin (iklim değişikliği, hayvan refahı veya benzeri konularla ilgilendiklerini değil) kendilerini olabilecek en iyi şekilde sergilemek ve göstermek olduğunu düşünebiliriz. İşletme alanında çalışan bilim insanları Jillian Jordan ile David Rand, yakın zamanda yayınladıkları makalelerinde, hiçkimse onları izlemediğinde insanların erdem sinyalleme davranışında bulunup bulunmayacaklarını ele aldı ve deneydeki katılımcıların tepkilerinin “erdem sinyalleme” fırsatlarına duyarlı olduğunu buldular: Ahlaki bir ihlal gerçekleştirildikten sonra, katılımcıların erdemlerini gösterebilecekleri daha iyi fırsatlar olduğunda ifade edilen ahlaki öfke düzeyi azalıyordu. Fakat yapılan deney tümüyle anonim olduğundan dolayı hiçkimse ahlaki öfkeyi belirli kişilerle ilişkilendirememişti. Bu durum şunu göstermektedir: Erdem sinyalleme, belirli duyguları niçin hissettiğimize dair açıklamanın bir parçası (ama yalnızca bir parçası) olsa da, biz yine de bu duyguları gerçekten hissederiz ve onları yalnızca erdem sinyalleme yapmak adına dışa vurmayız. İkiyüzlülük suçlamasını somutlaştırmanın ikinci yolu, erdem sinyalcilerinin aslında sergilemeye çalıştıkları erdeme gerçekten sahip olmayabilecekleri düşüncesidir. Evrimsel bir bakışta, dürüst olmayan/sahte sinyaller vermek de yaygın bir durumdur. Örneğin eşek arılarını taklit eden sineklerde görebileceğimiz gibi; bazı hayvanlar diğer hayvanların zehirli olduklarına dair verdikleri dürüst ve gerçek sinyali taklit ederler. Bazı erdem sinyalcilerinin de benzer şekilde samimi olmayan bir taklitçilik yapıyor olması muhtemeldir. Fakat gözden kaçırmamamız gereken bir nokta var: Dürüst ve gerçek olmayan bir şekilde erdem sinyallemesi yapmak yalnızca bu türden sinyalleri göndermeyi mantıklı kılacak kadar fazla sayıda dürüst başka erdem sinyalcisi olduğunda bunu yapmaya değerdir. Bazı erdem sinyalcileri ikiyüzlü olabilir fakat çoğunluk muhtemelen değildir. Sonuç olarak, erdem sinyallemenin ahlaki söylemde kendine ait bir yeri vardır; meseleyi kolayca elimizin tersiyle itmemeli ve küçümsememeliyiz.





