Ev ödevleri, eğitimde 'doğal kabul edilen' ama bilimsel desteği olmayan bir uygulamadır. Eğitimciler ve aileler, ödevin yararlı olduğuna dair efsaneleri sorgulamalıdır. Gerçek amaç, çocuklarda öğrenme sevgisi, kitap okuma alışkanlığı, her konuda merak ve eleştirel düşünmeyi geliştirmek olmalıdır.
Eğitimci Abdullah Damar ile tüm boyutları ile ev ödevlerini konuştuk. Ev ödevlerinin tarihsel süreçte hangi aşamalardan geçerek bugünkü haline dönüştüğü, çocukları ve velileri nasıl etkilediği, çocuklara yararlı olup olmadığı ve öğretim sürecine katkısının ne olduğu geçmişten bugüne tartışmaların odağında olan bir konudur.
Öncelikle konunun birinci boyutundan, ev ödevlerinin tarihsel süreçte, Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatında nasıl bir seyir izlemiştir? Mevzuatta ev ödevlerine ilk olarak 10 Kasım 1976 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Bakanlığı İlkokul Yönetmeliğinin 76. maddesinde "Yeni bilgiler edinmek ve kazanılan bilgileri geliştirmek amacıyla öğrencilere verilecek ödevlerin sınıfta veya okulda yapılması esastır. Esas olarak birinci devre öğrencilerine evde yapılmak üzere yazılı ödev verilmez. Ancak üçüncü sınıf öğrencilerine gerektiğinde ara sıra bir saatten fazla zaman almayacak şekilde ev ödevleri verilebilir." hükmü yer almıştır.
27 Ağustos 1987 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı İlkokul Yönetmeliği’nin 32. maddesinde "İlkokul birinci devre öğrencilerine evde yapılmak üzere ödev verilmemesi esastır. Ancak öğrencilerin yetişmelerini sağlamak amacı ile gerektiğinde bir saatten fazla zaman almayacak şekilde ev ödevi verilebilir." ifadesi bulunmaktadır.
Yıllar içinde değişiklikler olsa da, genel olarak ilk üç sınıf düzeyindeki öğrencilere ödev verilmemesi gerektiği vurgusu sürekli olarak yer almıştır. 2006 ve 2014 yıllarında ise ödevlerle ilgili farklı düzenlemeler yapılmıştır. Ancak 1976 yılından günümüze doğru ev ödevleri hakkındaki yönelimin geleneksel ödevlerin verilmemesi yönünde olduğu görülmektedir.
Ev ödevlerinin yararlı olup olmadığıyla ilgili yapılan araştırmalar, ödevlerin öğrencilerin notları ve sınav sonuçları üzerinde olumlu etkileri olabileceğini gösterirken, aşırı ödev yükünün sağlık sorunlarına yol açabileceğini de belirtmektedir.
Alfie Kohn'un "Ev Ödevi: Bir Öğretim Efsanesi" kitabı, ev ödevinin tarihsel sürecinden ve etkilerinden bahsederken, ev ödevlerinin başarıyı artırdığına dair kanıtların zayıf olduğunu ifade etmektedir. Kohn’a göre ev ödevleri, çocukların oyun gibi önemli faaliyetlere ayırdığı zamanı çalar ve sosyoekonomik eşitsizlikleri derinleştirir.
Sonuç olarak, eğitimde ev ödevleri bilimsel destekten yoksun bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Eğitimcilerin ve ailelerin bu konuda sorgulayıcı olmaları ve çocuklarda öğrenme sevgisi, merak ve eleştirel düşünmeyi geliştirmeye yönelik yaklaşımlar benimsemeleri gerektiği vurgulanmaktadır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...




